Seri

Harry Hole: durdurulamayan dedektif, çünkü durmak Waaler olmak demektir

Jo Nesbø kendi romanını Netflix için uyarlıyor — ve dokuz bölümde çağdaş polisiye türünün en rahatsız edici sorusunu yeniden soruyor.
Liv Altman

Harry Hole (uluslararası pazarlarda Jo Nesbø’s Detective Hole), norveçli yazar Jo Nesbø’nun küresel çapta milyonlarca satmış romanlarının ilk dizi uyarlaması olarak Netflix’te dokuz bölümle karşımıza çıkıyor — utanç verici bir sinema felaketinin ardından yaratıcı bir geri kazanım hamlesi ve çağdaş suç kurgunun en psikologik açıdan hassas kurulmuş protagonistlerinden birinin ekrana taşınması.

Harry Hole yıkılmış olduğu için içmiyor. İçiyor çünkü çok net görüyor. Tobias Santelmann’ın yorumuyla — erkeklik kırılmazlığının her türlü duruşunu reddeden ham bir özgünlükle — Harry, soruşturma dehası ile kurumsal tiyatroyu oynayamaması arasındaki ayrılmaz bağla tanımlanan bir cinayet dedektifidir. Kuralları kırmaz çünkü dürtüsel davranır. Kırar çünkü o kurallar — Nesbø’nun hayal ettiği Oslo polisinde — Tom Waaler’ı dokunulmaz kılan tam da o mekanizmanın ta kendisidir.

Kontrollü bir boşluk performansıyla Joel Kinnaman’ın canlandırdığı Waaler — tüm yüzeysel yetkinliği ve boş bakışlarıyla — Harry’nin mesleki aynası ve varoluşsal antagonistidir. Amirlerince saygı gören, Oslo’nun suç dünyasıyla bağlantılı, eski ortağının hayatını kaybettiği bir trafik kazasından kaynaklanan kişisel bir kini Harry’ye besleyen Waaler, yalnızca yolsuz bir polis değildir. O, Harry’nin belirleyici bir anda farklı bir tercih yapmış olsaydı dönüşebileceği kişidir. “Bizim gibi insanların neden böyle şeyler yaptığını hiç düşündün mü?” diye sorar Waaler. Harry’nin yanıtı kemiğe kadar işler: “O lanet sesleri susturmak için.” Bu alışveriş, dizinin gerçek konusunu açığa çıkarır. Mesele kimlerin cinayeti işlediğini bulmak değildir. Mesele, aynı iç yarayı taşıyan ama onu zıt yönlerde çözümlemiş iki adamdır.

Suçlar ayrıntılı bir ritüellikle sahnelenir — Oslo sokaklarında yaz ortasında işlenen cinayetler, her kurbanın cesedine bırakılan beşgen biçimli değerli taşlar, tablolar okült bir mimariyi çağrıştıran düzenlemeler. Harry tüm bunları çözmeye çalışırken, şehrin en iyi korunan suçlusu olduğundan şüphelendiği adamla çalışmak zorunda kalmaktan kaynaklanan mayın tarlasını da göğüslemek durumundadır. Dava Norveç için alışılmadık bir durum oluşturur, departmanın tüm dikkatini çeker ve yarattığı baskı Harry ile Waaler’ı hiçbirinin güvenle yönetemeyeceği bir yakınlığa mahkûm eder.

İlk sezon Nesbø’nun on yedi ciltlik serisinin beşinci romanı olan Şeytanın Yıldızı’nı uyarlıyor. Nesbø’nun seriyi bizzat yaratmış ve yazmış olması küçük bir yaratıcı ayrıntı değil — Michael Fassbender’lı 2017 filmi Kardan Adam’ın feci biçimde batıp gittiği yerde bu uyarlamanın tutunmasının yapısal nedenidir. Kendi materyalini showrunner denetimiyle uzun biçimli televizyon formatına taşıyan bir yazar, lisanslı materyalle çalışan Hollywood üretimlerinden kategorik olarak farklı bir şey üretir. Nesbø’nun Harry’si, lisanslı Harry versiyonlarının hiçbir zaman olamayacağı kadar özgündür.

Türk izleyici için Harry Hole aslında oldukça tanıdık bir ruhani akraba barındırıyor içinde. Türk suç draması geleneğinde Behzat Ç. — kendi iç yıkımıyla boğuşan, kurumu aşındıran pisliğe karşı tek başına direnen, vicdan sahibi olmayı bir yük olarak taşıyan Ankara dedektifi — Harry Hole ile şaşırtıcı derecede derin bir psikolojik ortaklık paylaşır. Her iki karakter de aynı gerçeği cisimleştirir: Çürümüş bir sistemde dürüstlük, erdem değil direnişe dönüşür. Ve her direniş, eninde sonunda, kişisel bir fatura keser.

Prodüksiyon, seri suç dramasında nadir rastlanan bir şeyi başarıyor: Oslo, değiştirilebilir bir İskandinav fonu yerine gerçekten eşsiz bir yer haline geliyor. 113 çekim günü boyunca 160’tan fazla mekânda gerçekleştirilen filmde, yönetmenler Øystein Karlsen ve Anna Zackrisson ile görüntü yönetmeni Ronald Plante, kentin kendine özgü mevsimsel ışığını — bitmek bilmeyen yaz günleri, geç ve isteksiz gelen karanlık — görsel bir argümana dönüştürüyor. Nick Cave ve Warren Ellis’in orijinal müziği — The Proposition, Wind River ve Jesse James’in Korkak Robert Ford Tarafından Öldürülmesi için ses dünyasının mimarları — dizinin duygusal sinir sistemi olarak işlev görüyor; saf ve sürekli gerilim, mutlak bir içe kapanma. Bu özgün müziğin yanı sıra, The Ramones’tan PJ Harvey’e uzanan eklektik rock repertuvarı Harry’yi hasarlı bir romantizme çıpalar: kanıtların tümüne karşın hâlâ bir şeye inanan adam.

Nesbø’nun katkıda bulunduğu Nordik noir geleneği kesin bir ideolojik DNA taşır: tür, İskandinav sosyal demokrasisinin tüm kurumsal kazanımlarıyla birlikte kendine özgü patolojiler ürettiği inancından doğdu — refah devletinin yüzleşmekten kaçındığı şiddet. Henning Mankell’ın Kurt Wallander’ı, güvenmediği bir toplumsal sözleşmeyi sürdürmesini isteyen bir ülkeden tükenmiş haldeydi. Harry Hole bu çizgiye dahil olmakla birlikte daha keskin bir argüman öne sürer: bireysel ahlaki fail — vazgeçemeyen biri — aynı anda hem sistemin son umudu hem de en nahoş sorumluluğudur. Kurumlar, bunu gerçekten ciddiye alanlarla ne yapacağını bilmez.

Harry Hole’un 2026 yılında adalet hakkında söylediği şey, teselli edici değil. Yolsuz olan ve dürüst olan aynı karakolu, aynı şehri, aynı psikolojik dürtüleri paylaşır. İkisi arasındaki fark ne yetenek, ne zekâ, ne de fırsattır — yıllar önce, dizinin tamamen aydınlatmayı reddettiği koşullarda verilen belirli bir karardır. Bu belirsizlik, dizinin en dürüst niteliğidir. Oslo’nun uzun yaz ışığı her şeyi açığa çıkarır. Açığa çıkardığı şey şudur: Harry Hole ile Tom Waaler arasındaki sınır, her ikisinin de inanmak istediğinden her zaman çok daha inceydi.

Tartışma

S kadar yorum var.

```
?>