Filmler

The Debt Collector fragmanı: Netflix’in Tayland yapımı John Wick’inde her yumruğun bir bedeli var

Camille Lefèvre

Fragman, tanıdık bir silüetle geliyor: yalnız, yaralı bir adam, bir koridor dolusu cesedin arasından ilerliyor ve kamera kesmeyi reddediyor. Refleks çoktan harekete geçmiş durumda ve her mecra aynı kısa yola başvurmuş: Tayland’ın John Wick’i. Faydalı bir yalan bu. Surapong Ploensang’ın filminin bu birkaç dakikada gösterdiği aslında Wick makinesi değil, daha çok onun tersine yakın bir şey ve ipucu biçimde saklı.

Wick’in dilbilgisi, yetkinliğin dilbilgisidir. Oradaki uzun çekim, okunabilirliği kanıtlamak için vardır — koreografinin gerçek olduğunu, adamın öldürmede iyi olduğunu, her geometrik vuruşu bir kurgu hilesi olmadan takip edebildiğimizi gösterir. Bu, bir spor olarak şiddettir; tam da kahramanına hiçbir şeye mal olmadığı için heyecan vericidir. The Debt Collector aynı kesintisiz kareyi ödünç alır ve tersyüz eder. Burada kesilmeyen çekim, bakmayı reddeden bir çekimdir. Süreklilik bir gösteriş olmaktan çıkar ve karakterin katlanmak zorunda olduğu bir cezaya dönüşür. Darbeye hayran kalmazsınız; onun sonucunun içinde oturmaya zorlanırsınız.

Yönetmen de bunu söylemiş ve fragman onu doğruluyor: amaç, seyircinin sadece bir yumruğun etkisini değil, aynı zamanda suçluluğu, sonucu, arkasındaki ahlaki aritmetiği hissetmesini sağlamak. Bir aksiyon kalabalığına vaat edilmesi tuhaf bir şey ve bu, açıklayıcı bir şey. Filmi, pazarlanırken yanına konumlandırıldığı türün karşısına yeniden yerleştiriyor. Wick, koridordaki adamların bunu hak edip etmediğini asla sormaz. Bu film neredeyse başka hiçbir şey sormamak üzerine inşa edilmiş gibi görünüyor.

Nadech Kugimiya, Tayland sinemasının en tanıdık yüzlerinden biri, Num’u içine çöken bir adam olarak canlandırıyor. Haberlerin sürekli altını çizdiği dönüşüm — dövmeler, yara dokusu, çökmüş çerçeve — bunun en küçük kısmı. Asıl iş, oyuncunun her şeyi yutmak olarak tanımladığı şey: yüzünde değil, gözlerinin arkasında suçluluk taşımayı öğrenmiş eski bir tahsildarı oynamak. Bu, bir yıldız aracında anti-yıldız bir performans ve fragman, seyircinin hasarı sessizlikten okumasına güveniyor.

Karşısında, DAOU Pittaya Saechua’nın canlandırdığı Po, tefecinin oğlu; iştah ve dengesizlikten ibaret, oyuncunun neşeyle nefret etmemizi umduğu genç bir adam. Fragman ikisini bir çarpışma olarak sahneliyor ve en bilinçli ihmali de burada yaşıyor. Num’un motorunu gizliyor — arkasındaki hapis yılları, önündeki ölümcül saat — ve motivasyonu yarı aydınlıkta bırakıyor. Pazarlama olarak okunduğunda bu gerilimdir. Daha dikkatli okunduğunda, filmin size nereye bakmanız gerektiğini söylemesidir. Konu, bir adamın kurtuluş hikâyesi değil; ikisini de üreten ve birbirine düşüren yırtıcı borç verme sistemidir. Num ve Po, kahraman ve kötü adamdan ziyade aynı makinenin iki çıktısıdır.

Bu, yapılmış daha ilginç film ve satılması daha zor olanı. Fragmanın gerilimi aslında bir projenin iki yönlü olma çabasının gerilimidir — Netflix‘in algoritmasının ödüllendirdiği sokak seviyesindeki vahşeti sunarken, türün genelde kapıda bıraktığı ahlaki ciddiyeti kaçakçılıkla sokmak. Uzun çekim burada bir eksen. Ploensang’ın bu kesintisiz bakışı bir uzun metraj boyunca sürdürüp sürdüremeyeceği ya da duygusal yükün, dövüşlerin devam etme zorunluluğu altında çöküp çökemeyeceği, fragmanın açık bıraktığı tek gerçek soru.

Çözüme kavuşturduğu şey ise ton. Bu, şiddetiyle hayran olunmak isteyen bir film değil. Şiddetin birilerini suçlamasını istiyor — borç verenleri, sistemi, belki de koridor için gelip koreografi için kalan seyirciyi. Başlıktaki borç hiçbir zaman sadece maddi değildi. Fragmanın en akıllıca hamlesi, bir şey bekleyerek gelmenize izin verip sessizce size başka bir şeyin faturasını uzatması.

Etiketler: , , , , ,

Tartışma

S kadar yorum var.