Filmler

Andrew Garfield, Greengrass’in çamurlu köylü isyanı “The Uprising”de öne çıkıyor

Jun Satō

Savaş ve vebanın boşalttığı bir krallık. Yoksulların ödeyemeyeceği bir vergi. Düzenin bittiğine karar veren bir saban süren. “The Uprising” hikâyesini tahtın taşından değil, tarlanın çamurundan kuruyor ve bir emekçinin İngiltere kralına karşı bir ayaklanmanın eksenine dönüşme sürecini izliyor. Kamera tepede değil, kalabalığın içindedir; anlatının ağırlığı da soylulardan değil, adı belirsiz insanlardan yana kayıyor. Orta çağ İngiltere’sinin bu köşesinde iktidar uzakta, açlık ise elle tutulur bir yakınlıkta duruyor.

Paul Greengrass kendine mal ettiği kayda geri dönüyor: tarihi bir hava durumu gibi ele alan, yakın ve tekinsiz, her zaman topluluğun üstünde değil ortasında duran elde taşınan kamera. Bu kez o yöntemi orta çağ dünyasına çeviriyor. İlk görüntüler kostümlü destanın cilalı zırhını ıslak yüne, odun dumanına ve açık arazide toplanan bir köylü ordusunun düzensiz geometrisine değişiyor. Hiçbir şey parlamıyor. Çerçeve, dövüşün olduğu yerde, göz hizasında kalıyor. Seyirci olayı bir tarih kitabının güvenli mesafesinden değil, sıranın içindeki bir bedenin omuz hizasından görüyor.

YouTube video

Andrew Garfield filmi saban süren rolüyle sabitliyor; ne bir kral ne bir general, topraktan gelen bir adam. Bu, kasıtlı bir oyuncu seçimi işareti gibi okunuyor. Garfield’in yeteneği şeffaflıkta, sözden önce düşünceyi kaydeden bir yüzde yatıyor ve Greengrass bu yüzü kahramanlığa değil, emeğe ve acıya doğru çeviriyor. İsyan onun etrafında toplanıyor. Film, sıradan bir adamın bir anıta dönüşmeden tarihsel bir fırtınanın merkezinde durup duramayacağını, bu kadar tanıdık bir yüzün bir köy tarlasında yeterince kaybolup kaybolamayacağını soruyor. Garfield’in kariyeri boyunca en iyi işlerini kırılganlığın gücü örttüğü rollerde vermesi, buradaki riski ilginç kılıyor; adamı bir simgeye değil, korkan ve hesaplaşan bir insana yakın tutabilirse anlatı da yükünü taşıyabilir.

Greengrass prosedürel döngüsünü gerçek olayları basınç sistemlerine çevirerek geçirdi: bir uçak kaçırma, bir rehine krizi, bir katliam ve onun uzun sonrası. Malzeme geçmişte olsa bile şimdiki zamanda çalışıyor, dönem dramasının düzenli geriye bakışını reddediyor. “The Uprising” bu içgüdüyü yüzyıllar geriye taşıyor, modern gerilimin sözlüğünü İngiltere’nin ilk büyük isyanına uyguluyor ve zamandaki mesafenin korkuyla açlığın bir kalabalığın içinde nasıl dolaştığını değiştirmediğine bahse giriyor. Yönetmenin daha önce ekrana taşıdığı olaylar da resmî anlatının pürüzsüz yüzeyini kazıyıp altındaki paniği, kararsızlığı ve sıradan insanların anlık kararlarını açığa çıkarmıştı; aynı yöntem, altı yüzyıl öncesine uygulandığında da benzer bir çıplaklık vaat ediyor.

Canlandırdığı isyan belgelenmiş bir olay. Yıllarca süren vebanın ardından gelen yazda, bir baş vergisi İngiltere halkını dayanma sınırının ötesine itti ve bir emekçi ordusu Londra’ya yürüdü. Jamie Bell, vaazlarıyla ayaklanmaya dilini veren gezgin rahip John Ball’u oynuyor. Cosmo Jarvis, çocuk kralla yüz yüze gelen ve o karşılaşmadan sağ çıkamayan lider Wat Tyler. Onların çevresinde Greengrass iktidarın çarklarını diziyor: genç kral II. Richard olarak Woody Norman, kalabalığın nefret edeceği hazineci rolünde Tom Hollander, yolların yoksullarla dolmasını saraydan izleyen Kentli Joan olarak Katherine Waterston.

Filmin henüz göstermediği şey, uydurma merkezini kayıtla nasıl bağdaştırdığı. Baş kahramanı bir bileşim; kroniklerde adı geçmeyen bir saban süren, tarihin gerçekten hatırladığı adamlar olan Ball ve Tyler’ın önüne yerleştirilmiş. Bu riskli bir tercih. İsyan ihanet ve katliamla bitti, verdiği sözler kurulduktan günler sonra geri alındı. Tek bir kahraman etrafında kurulan bir drama, asıl konusu iktidarın verdiğini ne kadar hızlı geri aldığı olan bir hikâyeyi düzleştirebilir. Tarihçilerin uzun süredir tartıştığı bu ayaklanma, kolektif bir öfkenin ürünüydü ve tek bir yüze indirgenmeye direnir; filmin uydurma öznesi, o kolektif basıncı somutlaştırmak için bir kısayol da olabilir, gerçeği yumuşatan bir filtre de. Greengrass’in bu yenilgiyi olduğu gibi bırakıp bırakmayacağı, yoksa onu bir yükselişe yuvarlayıp yuvarlamayacağı, fragmanın açık bıraktığı soru.

Yüzey titiz bir iş yapıyor. Yukarı Bavyera ve Franken bölgesinde, Nürnberg’de, Lichtenau kalesinde ve Bad Windsheim’daki açık hava müzesinde çekilen yapım, anlattığı hikâyeden daha eski taşların içinde durdu ve orayı dijital kalabalıklarla değil binlerce figüranla doldurdu. Kostüm, karakterden önce sınıfı okutuyor: tarla için boyanmamış yün ve çatlamış deri, saray için ağır kumaş ve soğuk metal. Palet çamur, kül ve demir; renk, sertlikle dünyadan çekip alınmış. Işık bile karneye bağlanmış gibi görünüyor. Binlerce figüranın bedensel varlığı, dijital bir kalabalığın asla veremeyeceği bir kütle duygusu üretiyor: bir insan denizinin nefesi, teri ve tereddüdü. Yapımın beş bine yakın figürana ulaşması, kalabalığı bir arka plan öğesi olmaktan çıkarıp filmin asıl öznesi hâline getirme niyetini ele veriyor.

Ses, öteki argüman. Greengrass gerilimi ritimle kuruyor: aletlerin silaha dönüşürken çıkardığı sürtünme, dönmeden önce bir kalabalığın alçak uğultusu, şiddetin ardından gelen ani sessizlikler. Sesi olmayanları anlatan bir film, gürültüyle ne yaptığına bağlı olarak yaşar ya da ölür ve ilk görüntüler, kabaran yaylı sazlar yerine emeğin ve nefesin oluşturduğu bir ses kuşağına işaret ediyor. Bir çapanın toprağa gömülüşü ile bir bıçağın ete girişi arasındaki mesafe burada dramatik açıdan neredeyse yok; yönetmen bu yakınlığı bilinçli bir tehdit olarak kullanıyor. Burada yüzey bir süsleme değil. Tezin kendisi.

Andrew Garfield in the Paul Greengrass film The Uprising 2026
Andrew Garfield in The Uprising (2026)

Garfield, Bell, Jarvis, Norman ve Hollander’ın yanı sıra kadroda Waterston yer alıyor; yardımcı rollerde Stephen Dillane, Thomasin McKenzie ve Jonny Lee Miller bulunuyor. Greengrass kendi senaryosundan yönetiyor ve Jason Blum ile birlikte yapımcılığını üstleniyor. “The Uprising” bir Blumhouse ve Atomic Monster yapımı olup FilmNation Entertainment ortaklığıyla hayata geçiyor.

Türkiye vizyon tarihi henüz açıklanmadı; film ABD’de 10 Eylül 2026’da gösterime giriyor (Focus Features). Süre 128 dakika.

Oyuncular

Fotoğraflar: The Movie Database (TMDB)

  • Woody Norman — Richard II of England

Etiketler: , , , , ,

Tartışma

S kadar yorum var.