Seri

Sugar, Apple TV+’a yeni bir davayla dönüyor ve dedektifin kendisini sezonun gizemine çeviriyor

Camille Lefèvre

Özel dedektif, mesleği gereği profesyonel bir gözlemcidir; başkalarının hayatına, sırları teslim olana dek bakması için para alır. John Sugar bu mesleği bir insana izin verilenden daha ileri taşıdı: insanlığı, bir sinemaseverin sevdiği filmlere baktığı gibi izliyor; açlıkla, şefkatle ve perdenin yanlış tarafında oturduğu kuşkusuyla. İkinci sezon tam da bu eksiklikte başlıyor; bir kez olsun kendisine bakılmasını isteyen bir gözcüyle.

YouTube video

Sugar, neo-noir çizgisinde bir polisiye dram ve Farrell’ın Los Angeles’lı dedektifi türün ondan istediğini yapmak için geri dönüyor: kaybolan birini bulmak. Yeni bir dava, onu kayboluşlarla işleyen bir şehirde yeniden dolaştırırken, aramaktan hiç vazgeçmediği kız kardeşi ortaya çıkmamakta direniyor. Farrell, Sugar’ı eski filmlerden devşirilmiş, hüzne varan bir nezakette bir adam olarak kuruyor ve dizi, onu hiç ait olmadığı odalarda dolaşırken izledikçe bu nezaketin giderek yabancılaşmasına izin veriyor.

Yönetmen Fernando Meirelles ve asıl sezonun argümanı onun kamerası. Tanrı Kent’i nefes alan bir şehir gibi çeken sinemacı, burada klasik Hollywood’dan parçalar araya giriyor; sanki dedektifin zihninde kendi projektörü dönüyormuş gibi. Bu kurgu süs değil: tek bir replikten önce söylüyor ki bu adam dünyayı sinema olarak yaşıyor, oturmak yerine bakıyor. Onun Los Angeles’ı, Çin Mahallesi ile Uzun Veda soyundan; yozlaşmanın hava gibi olduğu, dedektifin ise kayıp bir kızın eve getirilebileceğine hâlâ inanan son kişi olduğu şehir.

Davanın gizlediği şey sezonun asıl konusu. Sugar’ın yabancıları kurtarma takıntısı kahramanlıktan çok bir sıla özlemi; insanlığı uzaktan sevmeyi seçmiş ve onun yitirdiklerine elini uzatmaktan kendini alamayan birinin refleksi. Peşine düştüğü her kayıp, adını anmadığı o tek kişinin provası. Polisiye entrika bir ayna ve dizi bunun farkında; bu kez varsayımını saklamayı bırakıp dedektifin, izleyicinin çözmeye çalıştığı şeye dönüşmesine izin veriyor.

Bu seçim izleyiciyle kurulan sözleşmeyi yeniden yazıyor. İlk sezon bir soruyla yaşıyordu — bu adam tam olarak nedir — ve cevabı tutarak gerilimi koruyordu. Kartları açık başlamak bahsi kaydırıyor: gerilim artık Sugar’ın ne olduğu değil, bildiğimize göre ne işe yaradığı. Gözetim temasının altında daha sessiz bir şey atıyor: başkalarının hayatını seyretmek üzerine kurulu bir kültürün portresi; burada Sugar, gözlemlediğini gerçekten seven ama yine de içeri giremeyen şefkatli uç.

Colin Farrell in the Apple TV+ series Sugar, seated on a park bench.
Photo: Jason LaVeris/Apple TV+

Geriye sezonun yanıtlamadığı ve yanıtlıyormuş gibi yapmadığı soru kalıyor. Sugar yarın kız kardeşini bulsaydı, insanlığı izlemekle ona ait olmak arasındaki mesafeyi kapatır mıydı, yoksa mesafenin baştan beri mesele olduğunu mu kanıtlardı? Bir dedektif bir yabancıyı ailesine geri verebilir. Kendisini geri veremez.

Sugar’ın ikinci sezonu 19 Haziran 2026’da Apple TV+‘ta başlıyor; sekiz bölümün ilki yayınlanıyor, ardından 7 Ağustos’taki finale dek her cuma yeni bir bölüm geliyor. Sam Catlin showrunner görevini üstleniyor; dizinin yaratıcısı Mark Protosevich ve Farrell’ın kendisi yürütücü yapımcılar arasında. Farrell’a Jin Ha, Laura Donnelly, Tony Dalton, Sasha Calle ve Raymond Lee eşlik ediyor; Shea Whigham ise özel konuk oyuncu.

Oyuncular

Etiketler: , , , , ,

Tartışma

S kadar yorum var.