Analiz

Kırk yıllık Ash Williams, Bruce Campbell’a ölümlülüğün dilini öğretti

Molly Se-kyung

Bruce Campbell, Adam Carolla’nın programına eşiyle birlikte çektikleri bir filmi konuşmak için oturdu. Sohbetin bir yerinde, neredeyse geçerken, yaşamak için yaklaşık beş yılı kaldığını söyledi. Hazırlanmış bir açıklama değil, resmi bir bildiri değil; yalnızca bir podcast sırasında düşen bir cümleydi.

Dikkat çekici olan yalnızca haberin kendisi değil, söylenme biçimiydi. Ve o biçim tesadüf değildi. Campbell, kırk yıldır Ash Williams adlı bir karakter aracılığıyla ölümün karşısında nasıl durulacağının dilini kurmuştu.

Asıl mesele burada. Kırk yıllık Ash Williams, bir oyuncunun kendi ölümlülüğüyle konuşabileceği bir dil yarattı. Prognoz haberinin soğukkanlılıkla karşılanması, o dilin nasıl işlediğinin kanıtı.

Kült kahramanın yazılı olmayan sözleşmesi

Campbell, 1981’den beri Evil Dead serisinde Ash Williams’ı canlandırıyor. Bu, dehşeti alaycı bir sırıtmayla ve keskin bir replikle karşılayan bir karakterle geçen kırk yıldan fazlası demek. Ash en güçlü olduğu için değil, kendi durumunu fazla ciddiye almayı reddettiği için hayatta kalır.

Dört on yıl boyunca oyuncuyla izleyici arasında yazılı olmayan bir sözleşme kuruldu. O, özeleştiri ve mesafe sunar; onlar sadakatle karşılık verir. Şimdi hastalığından aynı sakin tonla söz ettiğinde, bu sözleşmeyi bozmuyor. Aksine yerine getiriyor.

Bu yüzden hayranların tepkisi soğuk değil, doğru göründü. Bu tonu yılların filmleri ve buluşmaları aracılığıyla okumayı öğrenmişlerdi. Asıl beklenmedik kırılma, klinik bir basın açıklaması olurdu.

Bir izleyicinin karakterle oyuncuyu birbirine karıştırmaması gerektiği söylenebilir. Genelde makul bir itirazdır. Ama Campbell söz konusu olduğunda, bu karışımı kırk yıldır bizzat oyuncunun kendisi besledi. Sahnelerde ve buluşmalarda aynı zamanlama ve aynı özeleştiriyle, Ash’in bir uzantısı gibi görünüyor. İzleyici yalnızca ona hep sunulan daveti kabul ediyor.

Bu tonun bir şakadan ibaret olmadığını hatırlamak gerekir. Ash’in alaycılığının ardında her zaman paniğe kapılmayı reddetme vardı. Campbell’ın şimdi kendine uyguladığı miras, esprilerden çok, işte bu reddediş.

Yas üzerine bir yol hikayesi

Campbell’ın ülke çapında götürdüğü filmin adı Ernie & Emma. Dul kalan bir adamın, ölen eşinin küllüyle ülkeyi baştan başa arşınlamasını anlatan bir dramedi. Tür, ne saf komedi ne de saf trajedi; yas ve kahkahanın aynı koltuğu paylaştığı bir yerde duruyor.

Filmin temasıyla Campbell’ın kendi durumu arasındaki örtüşme belirgin. Turu neredeyse bir meditasyon gibi tanımladı. Amacı, eşiyle çektiği bir filmi on sekiz şehre götürmek ve tam olarak yaptığı şeyi yapmaktı.

Böylece Ernie & Emma, onu gösteren adam üzerine bir yorum haline geliyor. Bir kaybın ardından yaşamaya devam etmeyi anlatan bir hikaye, hastalığıyla ölmek yerine onunla yaşamayı seçmiş bir adamın elinde ülkeyi dolaşıyor. Çerçeve, haberi herhangi bir basın metninden daha iyi açıklıyor.

Güzergahın kendisi de savın bir parçası. İki ayı aşkın sürede on sekiz şehir, hasta bir adamın geri çekilme biçimi değil. Çalışan bir adamın devam etme biçimi. Her akşam yeni bir salonda aynı seçim tekrarlanıyor: zamanı, önemsediği bir işe ve tanıdığı bir izleyiciye ayırmak.

Medyanın çerçevesi ve sahne seçimi

Haber yayılınca birçok yayın aynı noktaya takıldı. USA Today, The National Desk ve Hollywood Life prognozu aktardı, ancak birkaçı söylendiği yeri vurguladı: klinik bir duyuru değil, bir komedi podcast’i. Variety de formatın alışılmadıklığına dikkat çekti.

Sahne seçimi başlı başına editöryel bir eylem. Resmi bir açıklama yerine Adam Carolla’nın mikrofonunu seçen bir oyuncu, hikayenin nasıl anlatılmasını istediği konusunda bir şey söylüyor. Onu iş ve mizah üzerine bir sohbetin ortasına yerleştiriyor.

Campbell’ın kendi sözlerinden net bir ayrım yaptığı anlaşılıyor. Kendi ifadesiyle, oldukça açık bir biçimde hastalığıyla yaşamaya karar verdiğini, ondan ölmemeye niyetlendiğini söyledi. Bunu söylediği yer, o ayrımı daha da belirginleştiriyor.

Susmak lehine bir sav

Ciddiye alınmayı hak eden bir karşı sav da var. Susan Sontag, Illness as Metaphor kitabında hastalığın, istemediği anlatıları nasıl üzerine yüklediğini yazmıştı. Bir teşhis, karakter ve cesaret hakkında bir hikayeye dönüşür ve hasta kendi sürecinin sahipliğini yitirir.

Bu ışıkta, kamuoyu önündeki bir kişinin prognozunu kendine saklaması gerektiği savunulabilir. Ondan söz etmek, mizahla bile olsa, çevredekileri yorumlamaya ve tüketmeye davet eder. Ölümün çevresindeki mahremiyet, tam da Sontag’ın uyardığı metafor makinesine karşı bir korumadır.

Bu dürüst bir sav. Hiç kimse kendi bedeni hakkında kamuoyuna hesap vermek zorunda değildir. Soru şu: Campbell konuşarak bir şey mi kaybediyor, yoksa denetimi geri mi alıyor.

Sontag’ın uyarısının kalbinde, hastanın anlatı üzerindeki denetimi kaybetmesi yatar. Oysa Campbell durumu tersine çeviriyor gibi görünüyor. Sessiz kalsaydı, haber er ya da geç sızacak ve başkalarının çerçevesiyle anlatılacaktı. Konuşarak, hem de kendi tonuyla, anlatının ilk cümlesini kendisi yazıyor. Bu, mahremiyetten vazgeçmek değil; onu farklı bir biçimde savunmak olabilir.

Gösteri değil, irade

MCM’nin yanıtı tam da burada. Campbell’ın açıklığı izleyici için bir gösteriye benzemiyor. Çerçeveyi başkaları kurmadan önce kendisinin kurma çabasına benziyor. Bunu kendi tonuyla, kendi seçtiği yerde söyleyerek, basının olayı kahramanlık anlatısına sarmasını engelliyor.

Psychology Today, hastalık üzerinde denetim duygusunun, kişinin onunla nasıl yaşadığını belirleyebileceğini yazmıştı. Campbell savaştan ya da zaferden söz etmiyor. Çalışmaya, seyahat etmeye ve film çekmeye devam etmekten söz ediyor. Bu bir performans değil; önümüzdeki yılların nasıl görüneceğine dair bir karar.

Ash Williams asla en güçlü olduğu için hayatta kalmadı. Dehşetin kendisini tanımlamasına izin vermeyi reddederek hayatta kaldı. Campbell da aynısını yapıyor; makyajsız ve testeresiz. Ton aynı, çünkü arkadaki insan hep oradaydı.

Performansla irade arasındaki ayrım burada belirleyici. Performans salonun tepkisine göre kurulur. İrade ise birinin izleyip izlemediğinden bağımsız var olur. Campbell’ın sözlerine bakılırsa, mikrofon kapalı olsa da aynı biçimde davranırdı. Doğru göründü, çünkü rol yapıyormuş gibi durmuyor.

Doğrulanan ve hala tartışılan

Doğrulananı aktarmak kolay. Bruce Campbell 68 yaşında. Mart ayında kanser teşhisi kondu; kendi ifadesiyle tedavi edilebilir ama iyileştirilemez bir tür. Adam Carolla’nın podcast’inde yaklaşık beş yıllık bir süreden söz etti. Aynı zamanda Ernie & Emma ile Alamo Drafthouse salonlarında on sekiz şehirlik bir turdaydı.

Tartışmaya açık olan ise yorum. Bir prognozu kamuoyuyla paylaşmak akıl kari midir. Mizah sağlıklı bir başa çıkma yöntemi mi, yoksa bir kalkan mı. Hayranların sakin tepkisi bir saygı mı, yoksa karakterle insanı bir sayma abartısı mı. Tek bir doğru yanıt yok.

Ash’in dersi

Campbell’ın geride bıraktığı şey bir cesaret hikayesi değil. Bir ton dersi. Ash Williams bir izleyici kitlesine, en kötüyle karşılaşırken ona kim olduğunu değiştirme gücü vermemeyi öğretti. Kırk yıl sonra oyuncu bu dersi kendi hayatına uyguluyor.

Hayranların sükuetine daha basit bir açıklama da var. Ash’in çok daha kötüsüyle karşılaştığını ve her seferinde aynı sırıtışla döndüğünü zaten görmüşlerdi. Campbell’a bu mercekten bakmaya alışmış biri için beş yıllık bir süre, bir hüküm gibi değil, kendi yöntemiyle üstesinden geleceği bir koşul gibi çınlıyor.

Hayranların ölçülü yanıtı ilgisizlik değil. Bir ömür boyunca dehşete sesini yitirmeden bakmayı onlara öğreten bir adama verilen doğru karşılıktır. Prognoz tonu değiştirmiyor. Yalnızca onu doğruluyor.

Etiketler: , , , , ,

Tartışma

S kadar yorum var.