Filmler

Gary Oldman TIFF’in yeni pazarında: unvanı kameranın arkasında hak eden bir ‘vizyoner’

Camille Lefèvre

Bu sezon Toronto’nun diline doladığı bir kelime var ve bu kelime pek kolay taşınmıyor: vizyoner. Festivalin yeni oluşturulan endüstri pazarı, bu kelimeyi bir vitrin, bir yan bölüm, bir vaat olarak dağıtıyor. Ama bunu Gary Oldman‘a bağlayın, artık bir süs olmaktan çıkıyor. Bir kariyerde yazarlığın (authorship) aslında nerede yaşadığına dair bir soru haline geliyor — merceğin önünde mi, yoksa arkasında mı — ve Oldman, bu kadroda her iki sandalyeden de cevap verebilen çok az isimden biri.

Ticari haberler bariz bir hikâyeyi işledi: bir konuk listesi. Büyük isimler, varlığını henüz kanıtlamaya çalışan bir pazara kendi ışıltılarını ödünç veriyor ve Oldman’ınki en parlakları arasında. Bu çerçevenin gözden kaçırdığı şey, bir auteurist bakışın ilk fark edeceği şey. Toronto’da ‘vizyon’ hakkında konuşmaya çağrılan neredeyse herkes, yapımcılık, paketleme veya satış yoluyla yazarlık yapmıştır. Oldman ise oyunculukla — ve sonra, bir kez, yönetmenlikle — yazarlık yaptı. Ayrımın kendisi bütün hikâyedir.

Filmografisinin şeklini bir özgeçmişten ziyade bir dizi iş birliği olarak düşünün. Coppola’nın Dracula’sıydı, tüm çürüme ve saraylı kederiyle. Oliver Stone‘un kıvrılmış Lee Harvey Oswald’ıydı. Christopher Nolan‘a Batman filmlerinin ihtiyaç duyduğu ahlaki omurgayı, daha sonra da bir Fincher filminin yaralı stüdyo dönemi vicdanını verdi. Bu, bukalemunun özel bir yazarlık türüdür: Bir imza dayatmak yerine başka bir yönetmenin dilbilgisine eriyip sessizce onu bir arada tutan aktör. Tüm kariyerini, büyük yönetmenlerin omurgasını ödünç aldığı bir tarih olarak okuyabilirsiniz.

Ve sonra konuk listesi haberlerinin sürekli atladığı bir kredi var. 1997’de Oldman, Nil by Mouth‘u yazdı, yönetti ve yapımcılığını üstlendi; bu, Güney Londralı bir ailenin çiğ ve acımasız bir portresiydi ve İngiliz Film Enstitüsü daha sonra onu yüzyılın en iyi yüz İngiliz filmi arasına koydu. Kırk yıla yayılan bir kariyerde tam olarak bir tane uzun metrajlı film yönetti. Bu kıtlık asıl mesele. Bir hobicinin rastgele girişimi değil, tek ve tamamen sahiplenilmiş bir film yapma eylemi — Toronto’nun şimdi rozetine bastığı kelimenin en nadir ve en gerçek anlamı.

Pazarın programlaması bu karşıtlığı neredeyse fazla düzgün bir şekilde keskinleştiriyor. Oldman’ın oturduğu aynı listede, Curry Barker’ın neredeyse sıfır bütçeyle çektiği, gece yarısı galasından yılın beklenmedik gişe hikâyelerinden birine ulaşan korku filmi Obsession‘ı inceleyen bir tartışma olacak; ‘Barbie’ yapımcısı Robbie Brenner da diğer konuşmacılar arasında. Vizyonerin iki modeli birkaç sandalye arayla oturuyor: kimsenin beklemediği bir sıçrayışla basılan geceden gün doğumuna yükseliş ve bu etiketi onlarca yıl boyunca hak edip, onu kendi filmine bilinçli olarak harcayan bir sanatçının yavaş birikimi. İkisi de bir pazara ait. Ancak sadece biri size kelimenin ne anlama geldiğini söyler.

Bu yüzden Oldman’ı aslında Toronto’ya neyin getirdiğini hatırlamakta fayda var. O burada, öncelikle televizyon için — Apple dizisinin yeni sezonu, dizide gazlı, dahiyane ajan Jackson Lamb’ı oynuyor; bu, bir ekranın ona verdiği ilk başrol ve bunu bir başrol talep edebileceği on yıllar sonra alıyor. Pazar konuşması yan bölüm; iş ise sebep. O, özünde, hâlâ görevinin başında bir aktör, başka birinin içinde kaybolmak için ortaya çıkmaya devam ediyor.

TIFF’in pazarı, vizyonun bir araya getirilebilecek, programa alınabilecek ve bir panele konulabilecek bir şey olduğu fikrini satmak istiyor. Oldman’ın varlığı sessizce bunun tam tersini savunuyor: vizyon, dikkatlice bir kez harcadığınız ve geri alamayacağınız bir şeydir.

Etiketler: , , , , ,

Tartışma

S kadar yorum var.