Film İncelemeleri

Nowhere tek bir konteynerden gerilim çıkarıyor, ama senaryo Anna Castillo’nun gerisinde kalıyor

Albert Pintó'nun 2023 yapımı hayatta kalma gerilimi, yeni doğan bebeğiyle denizde sürüklenen bir anneyi anlatıyor.
Martha O'Hara
Bizi Google'a ekleyin

Nowhere’in büyük bölümü, denizde sürüklenen ve içine yavaş yavaş su dolan bir konteynerde geçiyor. Albert Pintó’nun yönettiği film, savaşın ve çöküşün ortasındaki ülkesinden kaçan hamile bir kadının, Mia’nın (Anna Castillo) hikâyesini anlatıyor. Mia, bir yük gemisindeki konteynerin içine saklanarak yola çıkar. Şiddetli bir fırtınanın ardından kendini açık denizde, yapayalnız bulur ve çocuğunu orada doğurur. Film bu noktadan sonra tek bir soruyla ilgileniyor: Mia, kucağında bir bebekle, hiçbir yardım gelmeden ne kadar dayanabilir?

Senaryo, hikâyeyi kaynakların tükendiği, sivillerin hedef alındığı distopik bir yakın geleceğe yerleştiriyor. Mia ile eşi Nico, doğmamış çocukları için İrlanda’ya geçmeyi planlıyor. Kaçakçılar çifti ayırıyor ve Mia yola yalnız devam ediyor. Bir askerî kontrol noktasında konteynerdeki herkes öldürülüyor; yalnızca Mia, kasaların üstüne saklandığı için sağ kalıyor. Bu giriş bölümü kısa tutulmuş. Film, 109 dakikalık süresinin büyük kısmını dar bir metal kutuya ve onun çevresindeki denize ayırıyor. Bu seçim riskli, çünkü seyircinin kaçabileceği başka bir mekân kalmıyor.

YouTube video

Mia’nın elindeki her şey konteynerin yüküyle sınırlı: Tupperware kaplar, kulaklıklar, ambalajlı televizyonlar, votka şişeleri, kapüşonlu sweatshirt’ler. Bir de matkap, bant ve bir çakı var. Bu sıradan eşyaların hayatta kalma araçlarına dönüşmesini izlemek filmin en keyifli yanı. Mia matkapla çakıyı birlikte kullanarak konteynerin tavanında bir delik açıyor ve bebeğiyle birlikte çatıya çıkıyor. Tepeden geçen bir uçağın dikkatini çekmeye çalışırken bacağını derinden yarıyor. Yarayı televizyonlardan çıkardığı parçalarla dikiyor, votkayla temizliyor. Elindeki malzeme çok az, ama Mia’nın o malzemeyle yetinmesi gerekiyor; sahne bunu uzatmadan hissettiriyor. İlerleyen günlerde kendi yaptığı bir ağla balık tutması da aynı sabırla gösteriliyor.

Filmin en çok sıkıştıran yeri, Mia’nın fırtınalı bir gecede kızı Noa’yı doğurduğu sahne. Yardım yok, konteynerin içinde su yükseliyor, Mia bitkin. Gerilim hiç gevşemiyor ve izleyiciyi en çok zorlayan şey, Mia’nın yanında konuşacak kimsenin bulunmaması. Doğumdan sonra her karar bebeğin hesabıyla veriliyor. Mia artık yalnızca kendi hayatını düşünerek hareket edemiyor.

Mia’ya yalnızca içinde bulunduğu an değil, geçmişi de ağır geliyor. Nico’yla ilk kızları Uma’yı askerler götürmüş ve Mia bu kayıptan kendini sorumlu tutuyor. Senaryo bu suçluluğa uzun bir itiraf sahnesi ayırmıyor; suçluluk, Mia’nın attığı her adımın arkasında sessizce duruyor. Nico’yla telefon görüşmeleri ise ayrı bir yerde duruyor. İlk aramada Nico kurtarmaya geldiğini söylüyor. Yirmi gün kadar sonraki aramada durumunun ağır olduğu anlaşılıyor. Mia kızının doğduğunu ona işte bu son konuşmada anlatıyor ve Nico ona mücadeleyi sürdürmesini, İrlanda’ya ulaşmasını söylüyor. Eylem de tehlike de geri çekiliyor; ortada birbirini göremeyen, yalnızca dinleyebilen iki insan kalıyor. Film boyunca en az gürültü yapan bu konuşma, en çok iz bırakanlardan biri.

Zayıf yanlar da var. Nico’yu çoğunlukla bir telefon sesi olarak tanıyoruz. Tamar Novas elinden geleni yapıyor, ama karakter yeterince derinleşmiyor ve çiftin ilişkisi filmin ona yüklediği ağırlığı taşıyamıyor. Konteyner denize düştükten sonra tempo bir süre düşüyor. Mekân değişmeyince Mia’nın girişimleri birbirine benzemeye başlıyor ve dikkat dağılabiliyor. Distopik arka plan da hızla geçilen bir fon olarak kalıyor; o dünyayı biraz daha tanımak isterdim.

Anna Castillo perdede neredeyse tek başına. Korkuyu, bitkinliği ve inadı büyütmeden veriyor; filmin yükü büyük ölçüde onun omuzlarında ve oyunculuk bu yükü sakin bir ölçülülükle taşıyor. Yan roller kısa ve işlevsel; Mia’nın geçmişini ve dış dünyayı birkaç sahneyle hatırlatıp geri çekiliyorlar. Film boyunca ilgi Castillo’dan hiç ayrılmıyor ve bu, tek kişilik bir hayatta kalma hikâyesinin ayakta kalabilmesi için şart.

Mia sonunda konteynerdeki malzemelerle bir sal yapıyor. Konteyner battığında salın üzerinde sürükleniyor ve bir mucize bekliyor. Bir balıkçı teknesindeki aile salın üstünde Noa’yı fark ediyor. Mia ise o sırada baygın. Kurtuluş, Mia’nın o güne kadarki çabasının doğrudan sonucu gibi gelmiyor; bir ailenin rastlantıyla bebeği görmesine bağlı. Günlerce süren mücadelenin karşılığı kısacık bir fark edilme anı oluyor. Bu sonun biraz aceleye geldiğini düşünüyorum, ama film baştan sona o bebeği hayatta tutmakla ilgili olduğu için son yine de kabul edilebilir geliyor.

Oyuncular

Fotoğraflar: The Movie Database (TMDB)

Etiketler: , , , , ,

Bizi Google'a ekleyin

Tartışma

S kadar yorum var.