Film İncelemeleri

Bay Araba ve Tapınak Şövalyeleri iyi bir fikri tempo ve tehlike eksikliğine kurban ediyor

Antoni Nykowski'nin 2023 yapımı aile macerası türler arasında gidip geliyor ve hiçbirine karar vermiyor.
Martha O'Hara
Bizi Google'a ekleyin

Bay Araba ve Tapınak Şövalyeleri, hazine avı filmlerinin bildik kalıbından yola çıkıyor. Tanınmış bir sanat tarihçisi, aynı zamanda hazine avcısı ve alışılmadık bir arabanın sahibi, bir Tapınak Şövalyeleri hazinesine rastlıyor. Bu hazine, iyi ile kötü arasındaki dengeyi altüst edebilecek büyük bir gücün anahtarı. Yönetmen Antoni Nykowski, Mateusz Janicki’nin canlandırdığı Tomasz ‘Samochodzik’i hikâyenin merkezine yerleştiriyor. Kahramanın yanında dost canlısı izciler, karşısında düşman bir örgüt var; yarışın ödülü ise şövalye tarikatlarının mirası. Film macera, dram ve aile türlerini bir araya getiriyor ve Temmuz 2023’te Netflix‘te yayımlandı.

Özeti okuyan herkes eğlenceli bir aile macerası bekler: hazine, gizem, sıra dışı bir araba ve zamanla yarış. Türlerin dağılımı da bu beklentiyi destekliyor. Ortaya çıkan iş ise bu malzemeyi sağlam bir iskelete dönüştürmüyor. Film yayımlandığında Stream It Or Skip It’teki yazar, hikâyenin 70’ler dönem havasını yarım yamalak bile kuramadığını, ivmesiz ilerlediğini ve gerilimden de yoksun kaldığını yazmıştı. İzlerken ben de aynı yere vardım. Bir hazine avında ipuçları biriktikçe gerginlik de artmalıdır. Burada olaylar art arda diziliyor, hiçbiri ötekinden ağır basmıyor. Yarışın ‘zamana karşı’ olduğu söyleniyor; ben o baskıyı bir kez bile hissetmedim.

Başrolden başlayalım. Janicki’nin Tomasz’ı, bu tür filmlerin ihtiyaç duyduğu çekiciliği taşımıyor. Ebeveynlere yönelik yabancı bir rehber yazısı da karakterin cazibesizliğine dikkat çekiyor ve bu tespite itiraz edemiyorum. Hazine avcısı bir kahramandan merak, biraz oyunbazlık, peşinden gitmeye değer bir neden beklersiniz. Tomasz bana hikâyeyi yürüten biri gibi değil, hikâyenin önüne kattığı biri gibi göründü. Bir saat elli dakika boyunca böyle bir figürü izlemek yoruyor.

Filmin adında yer alan sıra dışı araba da anlatının merkezinde durmuyor. Başlıkta büyük bir yer tutuyor, hikâyede küçük. Bir kahramanın eşyası, sahibi hakkında bir şey söylediğinde anlam kazanır. Burada araba, karakteri açan bir ayrıntıdan çok bir tanıtım unsuru olarak kalıyor. Sandra Drzymalska‘nın canlandırdığı Anka Modzelewska da senaryonun dar sınırları içinde sıkışıyor. Oyuncunun neler yapabileceğini görmek için gereken alan ona verilmiyor.

Kadro kalabalık ve bu kalabalık filmin en ağır yükü. Maria Dębska’nın Karen’i, Jacek Beler’in ‘Adios’u, Anna Dymna’nın ‘Łajma’sı, Olgierd Blecharz’in ‘Sokole Oko’su, Kalina Kowalczuk’un ‘Wiewióra’sı, Piotr Sega’nın ‘Mentorek’i, bir de Przemysław Bluszcz’un Petersen’i ile Ewa Błaszczyk’in Gierymska’sı: bunca karakterin her birine bir yüz kazandırmak, çok daha geniş bir anlatı alanı ister. Bir saat elli dakika buna yetmiyor. Karakterlerin çoğu aklımda kişi olarak değil, takma ad olarak kaldı. ‘Sokole Oko’ ya da ‘Wiewióra’ kâğıt üzerinde renkli duruyor, ama seyirci olarak kimin kimden yana olduğunu ve neden orada bulunduğunu çözmekle uğraşıyorsunuz.

Dymna ve Błaszczyk gibi isimler filmin birkaç sağlam noktaya tutunmasını sağlayabilirdi. Senaryo onlara kalabalıktan sıyrılacak bir alan açmayınca, adları filme ağırlık katmıyor. Hikâyenin en sıcak kısmı olması gereken izci grubu da tek tek kişiliklerden oluşan bir topluluk gibi değil, bulanık bir yığın gibi görünüyor. Karen ve Anka da aynı kaderi paylaşıyor: adları ve oyuncuları var, ama izleyicinin yolculuğun sonuna kadar yanlarında yürümek isteyeceği kişiler olmaları için gereken nefes yok.

Filmin asıl sorunu dağınıklığı. Tapınak Şövalyeleri gizemi, düşman örgüt ve izciler aynı anda ekranda yer alıyor, ama biri ötekini beslemiyor. Her hat kendi yolunda ilerliyor, birbirine değdikleri yerler az. Yabancı rehber yazısı filmi karışık, hikâyesi ve karakterleri karmaşık bir yapım olarak tarif ediyor. Bence kaynağı da burada: karakter çok, ama izleyicinin her birini ayırt edebileceği bir tutamak yok. İzleyici kimin kim olduğunu çözmeye çalışırken, gerilim üretmesi gereken anlar fark edilmeden geçip gidiyor.

Süre de bu dağınıklığı hafifletmiyor. Bir saat elli dakika, ivmesiz bir anlatının omzuna ağır geliyor. Tempo yükselmeyince uzunluk bir avantaj olmaktan çıkıp katlanılacak bir yüke dönüşüyor. İyi kurulmuş bir macera filminde saat farkında olmadan akar. Burada ise ekranın köşesindeki sayacı düşünür buluyorsunuz kendinizi.

Konuya gelince, film şövalye tarikatlarının mirasını bir güç mücadelesine bağlıyor. Çocuklara ve ailelere tarihle kurguyu harmanlayan bir hikâye sunmak, iyi kurulursa hem öğretici hem sürükleyici olabilir. Ne var ki film bu mirasın neden uğrunda yarışmaya değer olduğunu duygusal olarak kurmuyor, onu olay örgüsüne bahane olarak bırakıyor. İyi ile kötü arasındaki dengenin bozulması gibi iri bir tehdit de, düşman örgüt silik kaldığı için gerçek bir tehlike gibi hissettirmiyor. Kötü tarafın kim olduğunu ve neyi göze aldığını bilmediğimiz bir hikâyede, kahramanların kazanıp kazanmaması bizi pek ilgilendirmiyor.

Bununla birlikte Netflix’te çocuklarla birlikte açılabilecek, kimseyi rahatsız etmeyen bir macera arayan ebeveyn için film zararsız bir seçenek. Hazine, tarih ve gençlik aynı hikâyede buluşunca farklı yaşlardan izleyiciyi aynı ekranın başına toplamak mümkün; fikrin kendisi yerinde. Ama ağır aksak bir tempo, çekim gücü zayıf bir başrol ve ne anlattığını bulanıklaştıran kalabalık bir kadro bu fikri ayakta tutmaya yetmiyor. Sıkı kurulmuş bir bulmaca ve gerçek bir heyecan arayan biri, filmin sonuna doğru saatine bakmaya başlayacak. Ben de bitişte, vaat edilen macera bir türlü başlamadan jenerik akıyormuş gibi bir duyguyla kalktım.

Oyuncular

Fotoğraflar: The Movie Database (TMDB)

Etiketler: , , , , ,

Bizi Google'a ekleyin

Tartışma

S kadar yorum var.