Filmler

Kent Jones’un Late Fame filminde Willem Dafoe unutulmuş bir şairi ışığa taşıyor

Camille Lefèvre

Ed Saxberger çalışma hayatının büyük bölümünü bir postane gişesinin ardında geçirmiştir ve gençliğinde yayımladığı o ince şiir kitabı çoktan baskıdan da, hafızalardan da düşmüştür. Derken kapısına bir yabancı gelir, kitabı bir keşif olarak niteler ve onu şehrin öbür ucundaki kiralık bir odada şiirleri birbirine yüksek sesle okuyan insanlarla tanışmaya davet eder. Late Fame‘in öyküsü işte bu kadar yalındır; asıl gerilimi ise tek bir sarsıcı sorudan gelir: bir insan, yabancıların birdenbire hayran olmaya karar verdiği o genç haline ne borçludur ve bu hayranlığın altını oymakla tehdit ettiği sessiz hayata ne borçludur.

Kent Jones, herhangi bir film çekmeden çok önce bir sinema eleştirmeni ve tarihçisiydi; geç gelen tanınmayı hem bir armağan hem de sessiz bir zulüm olarak ele alıyor. Onu asıl ilgilendiren, Saxberger’in şiirlerinin iyi olup olmadığı değil, bu ilginin, kimse olmamaya çoktan razı gelmiş bir adama ne yaptığıdır. Film, küçük bir iltifatın yerleşik bir rutini nasıl yeniden düzenlediğini sabırla izler ve bu düzenlemenin bir kurtuluş mu yoksa yavaş bir tuzak mı olduğunu bize önceden söylemeyi reddeder.

YouTube video

Kendini silmekle tanımlanan bir adamı Willem Dafoe‘ya oynatmak, filmin en keskin fikridir. Dafoe, çok az şeyle bir kareyi doldurabilen, alışılmadık bir ifade gücüne sahip bir oyuncu; burada ise neredeyse tümüyle içe dönük oynuyor, umudun bir kariyer boyunca dışa vurmuş bir yüzde önce yükselip sonra çekilmesine izin veriyor. Bu, tereddütlerden kurulu bir performans. Greta Lee, genç hayranların çevresinde toplandığı oyuncu Gloria’yı, kendi kurdukları salonun trajik kahramanını canlandırıyor ve gruba duygusal iklimini, hiçbir şey olmazken bile daima bir şeylerin tehlikede olduğu hissini veriyor. İki performans zıt yönlere çekiliyor: onunki içe çekilmeye, onunkiyse gösterime; film de aralarındaki o yüklü mesafede yaşıyor.

Jones’un derli toplu filmografisi, davet ettiği auteur okumasını hak ediyor. Önceki uzun metrajı, yaşlanan bir kadını bakımın, suçluluğun ve hayal kırıklığının gündelik ritüelleri boyunca izliyordu; Hitchcock ile Truffaut üzerine o beğenilen belgeseli ise nihayetinde sanatçıların kendi kararlarına nasıl inandırıp caydırdıklarının bir incelemesiydi. Bu malzemeyi seçmesinde sessiz bir ironi var: Jones yıllarca, tüm işi kimin fark edileceğine karar vermek olan New York Film Festivali’ni yönetti ve şimdi bu mekanizmayı bir zamanlar görmezden geleceği bir adama çeviriyor. Late Fame, kültürün sessizce fark etmez olduğu insanları konu edinen o dikkatli, gösterişsiz Amerikan filmleri soyundan geliyor. Kamera saygılı bir mesafe koruyor, kurgu acele etmiyor ve sahnelerin bariz vuruşlarının ötesinde nefes almasına izin veriyor; çerçevelediği New York ise merdiven başlarından, dar dairelerden ve uzun akşam yemeklerinden oluşan, herhangi bir turist kartpostalından çok John Cassavetes’in şehrine yakın bir yer. Biçim burada savı taşıyor: süre ve tutumluluk, öykünün asıl konusu olan sabrın yerini alıyor.

Kaynak, Arthur Schnitzler’in yazıp bir çekmecede bıraktığı bir novella; Viyanalı bir edebiyat çevresinin, yazarın ölümünden çok sonrasına dek yayımlanmamış, iğneleyici bir taslağı. May December‘ın senaristi Samy Burch, bu ortamı o zamandan beri büyük ölçüde yok olmuş bir şehir merkezi New York’a taşıyor; kendini sanatçı ilan etmiş bir grubu birbirine bağlayan kibre Schnitzler’in o serin bakışını koruyarak. Saxberger’i el üstünde tutan gençlerin ona ihtiyacı, onun onlara duyduğu kadar büyük. O, sahnelerinin gerçek bir şeyden türediğini doğruluyor; onlarsa onun kısacık geçmişinin hayal ürünü olmadığını. Film, tanınmanın her zaman kısmen bir alışveriş olduğunu ima ediyor.

Late Fame‘in geri çektiği şey, şiirlerin kendisi hakkında herhangi bir hüküm. Parçalar duyuyoruz, dinleyicilerin tepkisini izliyoruz; ama film Saxberger’i ne ihmal edilmiş bir usta olarak onaylıyor ne de rahatına düşkün bir vasat olarak teşhir ediyor ve bu ret bilinçli. Bir eleştirmenin sanat üzerine filminin riski, oyuncularca sahnelenen bir denemeye dönüşmesidir; fikirlerin yüzeye biraz fazla yaklaştığı pasajlar da var. Filmin bu tehlikeyi atlatması, sürekli davranışa geri dönmesinden; hiçbir tezin toparlayamayacağı küçük gururlara, iyiliklere ve aşağılanmalara geri dönmesinden ileri geliyor.

Willem Dafoe as Ed Saxberger in Kent Jones Late Fame 2026
Willem Dafoe in Late Fame (2026)

Edmund Donovan, yeniden keşfi başlatan ateşli genç hayran Meyers’ı oynuyor; Jake Lacy, Graham Campbell, Clark Johnson, Welker White ve William Hill ise çevreyi ve onu saran şehri dolduruyor. Jones, Burch’ün senaryosundan yola çıkarak yönetiyor; yapımcı şirketler arasında Killer Films var, dağıtımı ise Magnolia Pictures üstleniyor.

Late Fame, dünya prömiyerini 30 Ağustos 2025’te Venedik Uluslararası Film Festivali’nin Orizzonti bölümünde yaptı; o sonbahar New York Film Festivali’nde gösterildi ve Viennale’de Der Standard Okur Jürisi ödülünü kazandı. Magnolia Pictures filmi 7 Ağustos 2026’da New York’ta, 14 Ağustos’ta Los Angeles’ta gösterime soktu; ardından daha geniş bir Amerikan dağıtımı gelecek. Filmin süresi 97 dakika. Bu bir ABD art-house gösterimi; yazının kaleme alındığı tarihte Türkiye için doğrulanmış bir vizyon tarihi henüz bulunmuyor.

Oyuncular

Fotoğraflar: The Movie Database (TMDB)

Etiketler: , , , , ,

Tartışma

S kadar yorum var.