Filmler

Patrick Stewart hayatını kaybetti: Star Trek ve X-Men oyuncusu sahneden hiç kopmadı

Camille Lefèvre
Bizi Google'a ekleyin

Patrick Stewart hayatını kaybetti; ardından yayımlanan ölüm ilanları, yaşam öyküsünün ana hatlarında şimdiden birleşiyor: Bilimkurguya ve süper kahraman sinemasına geçiş yapan, sonra da iki dünya arasında rahatça gidip gelen bir Shakespeare oyuncusu. Bu, cömertçe kurulmuş bir anlatı; ama biraz da yanlış. Stewart iki dünya arasında gidip gelmedi. Sahneyi Enterprise’ın köprüsüne, Charles Xavier’ın tekerlekli sandalyesine taşıdı; her iki seri de ahlaki otoritesini klasik eğitim almış bir oyuncunun sesinin üzerine kurdu.

Ailesi, Instagram’da yaptığı açıklamayla ölüm haberini duyurdu. Stewart’ın Los Angeles’taki evinde, eşi Sunny Ozell’in yanında ve onun bakımı altındayken, “Alzheimer hastalığı ve Lewy cisimcikli demansla kısa ve dokunaklı bir yolculuğun” ardından hayatını kaybettiğini belirtti. Aile, çiçek göndermek yerine Alzheimer araştırmalarına ve bakım verenlere destek için bağış yapılmasını istedi.

Shakespeare dersinde keşfedilen bir kaptan

Oyuncu seçimi, hikâyenin özünü anlatıyor. BBC’nin aktardığına göre Star Trek yapımcısı Robert Justman, Stewart’ı Los Angeles’ta eşinin Shakespeare dersinde konferans verirken gördü ve aradığı kaptanı bulduğuna karar verdi. En yakın arkadaşı Ian McKellen, uzay yolculuğu uğruna sahne kariyerini bir kenara atmaması için onu uyardı. Stewart yine de rolü kabul etti; dizinin başarısız olacağına ve kısa süre içinde yeniden sahneye döneceğine inanıyordu.

Prova disiplinini de beraberinde getirdi. BBC’nin aktardığına göre Stewart, sette daha ciddi davranmaları gerektiğini anlatmak üzere Next Generation oyuncularını topladı. Data’yı canlandıran Brent Spiner, bu deneyimi “kaptandan fırça yemek gerçekten berbattı” diye hatırladı. Stewart zamanla yumuşadı ve sonunda her oyuncudan günde bir şaka anlatmasını istemekte ısrar etti. Bu anekdot komik gelebilir. Ama Picard’ın nasıl kurulduğunu da gösteriyor: Üniformadan önce otorite gelmişti.

Picard ve Profesör X, iki üniforma içindeki aynı liderdi

The Guardian, Stewart’ın “dengeli oyunculuğunun ve çelik gibi talimatlarının” “engage” ve “make it so” ifadelerini dünya çapında kullanılan sloganlara dönüştürdüğünü yazıyor. Bu, tiyatro zanaatına dair bir tarif: Otoriteyi eylemden çok ses ve replik taşır. BBC, Xavier’ı “tekerlekli sandalyedeki telepatik bir Picard” diye tanımladığında, tiplemeye dair bir şaka yapıyor. Ama bu söz ciddiye alındığında Stewart’ın imzasını tarif ediyor. İki seri boyunca aynı kişiyi canlandırdı: Neredeyse hiç zor kullanmadan, ikna ve mentorluk yoluyla liderlik eden kişiyi.

Yapılan anma açıklamaları da aynı fikrin etrafında dönüyor. William Shatner, “Kaptan Picard en iyi yanlarımızı temsil ediyordu; onu oynayan adam da öyle” diye yazdı. Marvel Studios’un başındaki Kevin Feige, Stewart’ın mirasının “yetiştirdiği pek çok, pek çok kişide” yaşamayı sürdürdüğünü söyledi; bu sözcük, Xavier’ın okuluna olduğu kadar Stewart’a da yakışıyor. Seth MacFarlane ise oyunculuğunu yalın bir ifadeyle anlattı: Stewart, “herhangi bir diyaloğu alıp yükseltebilir, iyi bir yazarı harika gösterebilirdi.”

Tek tipe sıkışma tuzağı ve sahneye dönüş

Serinin bir bedeli vardı. BBC’nin aktardığına göre Stewart, Times’a şöyle demişti: “Hiçbir yönetmen bu heybetli, tok sesli, kel İngiliz’i kadrosuna almak istemiyordu; çünkü herkes onun Picard olduğunu biliyordu.” X-Men, karşısına Magneto rolündeki McKellen’ı çıkararak ona bu durumdan kurtulmanın yolunu açtı. Üstelik Hollywood’dan uzak durması için onu uyaran da aynı arkadaşıydı.

Sonra şöhretin akışı yeniden tiyatroya döndü. Playbill’e göre Stewart da The Lord of the Rings’in ardından McKellen gibi, Hollywood’daki işlerini genç izleyicileri Shakespeare’e, Beckett’e ve Pinter’a yönlendirmek için kullandı. İki arkadaş Broadway’de Waiting for Godot ve No Man’s Land oyunlarını dönüşümlü repertuvar kapsamında sahneledi. Düzinelerce karakteri canlandırdığı tek kişilik A Christmas Carol ise tatil sezonunun değişmez gösterilerinden biri hâline geldi. Playbill ayrıca klasik tiyatronun bu dev isminin, Macbeth ile yalnızca bir Tony adaylığı aldığını da belirtiyor.

Avengers: Doomsday ve son Charles Xavier

Stewart, 1940’ta Yorkshire’ın West Riding bölgesindeki Mirfield’da doğdu. 15 yaşında okuldan ayrıldı, 1966’da Royal Shakespeare Company’ye katıldı ve 1987’den itibaren yedi sezon boyunca Star Trek: The Next Generation’da, dört uzun metrajlı filmde ve Star Trek: Picard’ın üç sezonunda Jean-Luc Picard’ı canlandırdı. 2010’da şövalyelik unvanı aldı. 28 Ekim 2026’da, 86 yaşında hayatını kaybetti. Geride Ozell’i ve çocukları Daniel ile Sophie’yi bıraktı. Hayatı boyunca desteklediği kulüp Huddersfield Town, onu “mesleğinin devi, dünya çapında milyonların efsanesi ve kahramanı” olarak andı.

Ekrandaki son planlı görünümü henüz izleyiciyle buluşmadı. Charles Xavier rolüyle yeniden karşımıza çıkacağı Avengers: Doomsday, 18 Aralık’ta sinemalarda gösterime giriyor. Marvel’ın açıklaması da bu filmi şimdiden Stewart’ın anma yazısına ekledi: “X-Men’den Logan’a, oradan da Avengers: Doomsday’e.”

Ailesi açıklamasını, Stewart’ın Picard hakkında yazdığı anı kitabından bir cümleyle bitirdi: “Sonunda evinin çağrısını duyar; ben de öyle.” Stewart için ev, Star Trek rolünü kabul ettiğinde bir gün döneceğini düşündüğü sahneydi. Aslında oradan hiç ayrılmadı. İki seri, yaklaşık kırk yıl boyunca Royal Shakespeare Company’de inşa ettiği otoriteden ödünç aldı; aralık ayında gösterime girecek Avengers: Doomsday ise bu ödüncün sonuncusu.

Etiketler: , , , ,

Bizi Google'a ekleyin

Tartışma

0 yorum var.