Film İncelemeleri

Şeytan, Amerikan korku sinemasının tartışmasız zirvesidir — ve hiçbir film bu konumu sarsmadı

William Friedkin'in 1973 başyapıtı hâlâ korkutuyor, hâlâ rahatsız ediyor ve imanla ilgili sorularını yanıtsız bırakmaya devam ediyor.
Martha O'Hara
Bizi Google'a ekleyin

Şeytan’ın ilk karelerinde Friedkin kamerasını Irak’taki Hatra harabelerine götürür: kazı alanında kadim bir heykelin önünde duran Peder Merrin’i görürüz, yüzünde tanıma ile tedirginliğin karışık ifadesiyle. Oradan Georgetown’a, Washington DC’deki lüks bir eve geçilir; bu ev filmdeki korkunun odak noktasına dönüşecektir. On iki yaşındaki Regan MacNeil (Linda Blair), oyuncu annesi Chris (Ellen Burstyn) ile birlikte bu evde yaşamaktadır. Regan’ın giderek ağırlaşan davranış değişiklikleri ve bedensel dönüşümü, filmin korku katmanının temelini oluşturur.

Şeytan korku türünden hareket eder; ama Friedkin’in filmi bu türün alışılmış kalıplarıyla yetinmez. İnanç, insanlık, iradenin sınanması ve zihinsel çöküş üzerine kurulu bu anlatı, belgesel gerçekçilikle izleyiciyi olağandışı olayların tam içine çeker: şaşırtıcı biçimde sıradan bir dünyaya yerleştirilmiş şeytan çarpması vakası, gotik dekorasyona yaslanmayan derin bir baskı kurar. Regan’ın annesinin çaresizliği de bu gerçekçilik içinde büyür ve somutlaşır.

YouTube video

Friedkin’in kamera tercihleri, korku duygusunu bedensel bir düzeyde üretir. Regan’ın odasındaki yakın planlar izleyiciyi sahneye fiziksel olarak sokar; mesafeyi eritip tehdidi doğrudan üzerine yıkan bu çekim anlayışı, filmin en kalıcı biçimsel özelliklerinden biridir.

Anlatının dramatik ağırlığı, iki farklı rahip figüründen beslenir. Father Karras (Jason Miller), kendi inancından şüphe duyan genç bir ruhban olarak Regan’ın vakasıyla yüzleşir. Bu şüphe hem dramatik baskıyı kişiselleştirir hem de filmin teolojik eksenini belirler. Yanı sıra, deneyimli ve yorgun ama kararlı Father Merrin’i (Max von Sydow) görürüz; iki aktörün aynı mekânı paylaştığı sahneler, salt dehşet yaratma kaygısını geride bırakır ve gerçek bir inanç tartışmasının zeminine oturur. Burada anlatılan şey salt cinler ve ritüeller değil, inancın tükeniş ile yenilenme arasındaki gerilimde nasıl tutunduğudur.

Ellen Burstyn bu filmde oyunculuğunun en ağır ve en kalıcı anlarından birine ulaşır. Chris MacNeil’in kaygısı başlarda tıbbi bir çerçevede yorumlanabilir; film ilerledikçe bu rasyonel zemin çözülür ve Burstyn bu çözülüşü büyük ölçüde beden diliyle aktarır. Linda Blair’in Regan’ı ise dönemin Hollywood’unda gerçek bir istisnaydı: on iki yaşında bir kız çocuğundan hem bu denli kırılgan hem de bu denli vahşi bir performans çekmek, yönetmenin oyuncuya duyduğu güveni ve Blair’in bu güveni nasıl karşıladığını açıkça ortaya koyar.

Üretim süreci de tarihe geçmiştir. Büyük yıldızlar yerine görece tanınmamış isimlerin seçilmesi Warner Bros. yöneticileriyle ciddi bir gerilime yol açtı. Çekimler sırasında yaşanan kazalar ve aksaklıklar prodüksiyonu planlanan sürenin iki katına çıkardı; bütçe ise başlangıç rakamının neredeyse üç katına şişti. Bu talihsizliklerin birikimi, filmin lanetli olduğuna dair bir efsaneyi doğurdu ve bu efsane bugün de film yazınında yerini korumaktadır.

26 Aralık 1973’teki gösterim, izleyici tepkileri bakımından neredeyse eşsizdir. Soğuk havada sinema önünde uzayan kuyruklar oluştu; bazı seyirciler bayıldı ya da kustuğunu bildirdi. Film, türünde ilk kez En İyi Film Oscar adaylığına ulaştı; Blatty En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü kazanırken ses ekibi de ödülle döndü. ABD Kongre Kütüphanesi ise 2010 yılında Şeytan’ı, kültürel, tarihsel ve estetik açıdan önemli eserler arasına alarak Ulusal Film Sicili’ne kaydetti.

Yarım asrı aşkın süre sonra Şeytan hâlâ aynı ağırlıkla çöküyor üzerimize. Friedkin’in filmi dehşeti seyirlik bir malzemeye indirgemez; korkuyu inanç, şüphe ve annelik üzerine kurulu bir anlatının içinden büyütür.

Oyuncular

Fotoğraflar: The Movie Database (TMDB)

Etiketler: , , , , ,

Bizi Google'a ekleyin

Tartışma

S kadar yorum var.