Kitaplar

Herman Melville, büyük Amerikan romanını çoktan yazmış olan gümrük müfettişi

Penelope H. Fritz
Bizi Google'a ekleyin
Herman Melville
Herman Melville
Photo: Unknown photographer / Public domain, via Wikimedia Commons
Doğum1 Ağustos 1819
Manhattan
Ölüm28 Eylül 1891 (72)
MeslekRomancı, öykücü ve şair
ÖdüllerNational Book Award Kurgu Dışı

On dokuz yıl boyunca sakallı bir müfettiş, bir zamanlar gemi direklerinin tepesinden gördüğü limanlardan gelen gemilerin yüklerini denetlemek için Manhattan rıhtımlarında dolaştı. New York Gümrük Dairesi’ndeki meslektaşları onu, rüşvetin kol gezdiği bir kurumda dürüstlüğüyle tanıyordu. Pek azı, aynı adamın fildişi bacaklı bir kaptanın dünyayı dolaşarak beyaz bir balinanın peşine düştüğü bir roman yazdığını ya da kitabın öylesine başarısız olduğunu, yazarının kaleminden geçinme çabasını bıraktığını biliyordu. Herman Melville, Moby-Dick’in Amerikan edebiyatının kendini ölçtüğü kitaba dönüşünü görecek kadar yaşamadı. Halkın artık onu dinlemediğine inanarak öldü; üstelik bu inancı tümüyle dayanaksız da değildi.

Yazar ile okurların ona gösterdiği ilgi arasındaki uçurum, hayatının asıl dramı. Melville yirmi altı yaşında çok satan bir yazardı: Güney Denizleri’nde yamyamların arasında yaşadığını anlatan genç bir denizci. Otuz üç yaşına geldiğinde ise gerçekten yazmak istediği kitapları kaleme almaya çalışmasının ardından ticari açıdan iflas etmişti. Yirminci yüzyılın onu yeniden keşfedip sahiplenmesi öylesine kapsamlı oldu ki, Moby-Dick’in bir zamanlar başarısızlığa uğradığını bugün gözümüzde canlandırmak bile zor. Bu yıl, romanın önemli yıldönümlerinden biri vesilesiyle Folio Society okur anketinde en büyük Amerikan romanı seçildi. Onu yazan adamsa hayatının son yıllarında, ailesi ve dostları için her biri yirmi beş nüshalık şiir kitapları bastırıyordu.

Tüccar oğlu ve ailenin çöküşü

Melville, 1 Ağustos 1819’da New York’ta, Fransız kuru gıda ürünleri ithal eden komisyoncu Allan Melvill ile Albany’nin köklü Hollandalı ailelerinden birinin kızı Maria Gansevoort’un sekiz çocuğunun üçüncüsü olarak dünyaya geldi. İki dedesi de Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda çarpışmıştı: Binbaşı Thomas Melvill Boston Çay Partisi’ne katılmış, General Peter Gansevoort ise 1777’de Fort Stanwix savunmasını komuta etmişti. Melville daha sonra “çifte devrimci soyu”ndan gururla söz edecekti.

Ailenin rahat günleri uzun sürmedi. Allan iki ailenin de verdiği borç parayla yaşıyordu; Gansevoort ailesi 1830’da borç vermeyi kestiğinde onlara yirmi bin dolardan fazla borcu vardı. Aileyi Albany’ye taşıdı ve kürk ticaretine atıldı. Herman, okul ücretleri ödenemez hâle gelene kadar Albany Academy’de bir yıl okudu. Ocak 1832’de, açık bir at arabasıyla çıktığı kış yolculuğunun ardından babası ateşlendi, hezeyanlar görmeye başladı ve birkaç hafta içinde öldü. O sırada on iki yaşında olan çocuk, babasının durumunun giderek kötüleşmesine muhtemelen baştan sona tanık olmuştu; yirmi yıl sonra Pierre’de benzer bir ölüm döşeği sahnesi yazacaktı. Dul kalan Maria, Hollanda Reform Kilisesi’nin Kalvinizmine yöneldi; aile de sonunda soyadlarına bir “e” ekledi.

Ardından yamalı bohçayı andıran bir ergenlik dönemi geldi. Bir amcası Herman’a yıllık 150 dolara banka memurluğu buldu. Ağabeyi Gansevoort’un şapka ve kürk dükkânında çalıştı, para buldukça derslere girdi, taşra okullarında öğretmenlik yaptı ve alamadığı eğitimin açığını kapatmak için münazara topluluklarına katıldı. Bilinen ilk düzyazı eserini 1839’da, New York’un Lansingburgh kentindeki bir gazetede L.A.V. baş harfleriyle yayımladı. “Fragments from a Writing Desk” başlıklı, gösterişli bir dille kaleme alınmış iki kısa yazıydı bunlar.

Denizde geçen dört yıl

Aynı yaz, deneyimsiz bir tayfa olarak St. Lawrence adlı ticaret gemisine yazıldı; gemi Liverpool’a gidiyordu. İngiliz limanında gördüğü yoksulluk, on yıl sonra Redburn’e doğrudan yansıyacaktı. Eve döndüğünde kendisine para ödemeyen bir okulda öğretmenlik yaptı, ardından var olmayan bir işi bulma umuduyla Illinois’e gitti. 1840 Noel Günü’nde Massachusetts’in Fairhaven limanından sefere çıkacak yeni balina gemisi Acushnet’e yazıldı; seferin kazancından 175’te bir pay alacaktı. Gemi 3 Ocak 1841’de denize açıldı.

Önündeki on yıl boyunca yazacağı her şeyin malzemesini Pasifik sundu. Güney Amerika açıklarında mürettebat başka bir balina gemisiyle karşılaştı. Genç denizci William Henry Chase, Melville’e babası Owen Chase’in, 1820’de bir ispermeçet balinasının çarpıp batırdığı Nantucket gemisi Essex’i anlattığı kitabın bir nüshasını verdi. Melville daha sonra “karaların görünmediği denizde bu olağanüstü hikâyeyi” okumanın kendisini şaşırtıcı ölçüde etkilediğini yazacaktı. O sıralarda, onlarca tekneyle çarpışıp hepsini püskürttüğü söylenen Mocha Dick adlı albino bir ispermeçet balinasına ilişkin hikâyeler de dolaşıyordu. Her iki fikir de kitaplarına kavuşmak için dokuz yıl bekleyecekti.

1842 yazında, Markiz Adaları’ndaki Nuku Hiva’da Melville ve gemi arkadaşı Richard Tobias Greene firar etti; birkaç hafta Taipi Vadisi’nde ya da yakınlarında yaşadılar. Avustralyalı bir balina gemisi olan Lucy Ann’le adadan ayrıldı, Tahiti açıklarında bir isyana katıldı, kısa süreliğine yerel hapishanede tutuldu, Moorea’da kumsallarda başıboş dolaştı, başka bir balina gemisine yazıldı ve Hawaii’de gemiden indirildi. Ağustos 1843’te United States firkateynine sıradan bir denizci olarak katıldı ve Ekim 1844’te Boston’a döndü. Donanmada yaşadıkları, gemideki kırbaç cezasını anlatan ve Amerikan filosunda bu uygulamaya karşı yürütülen daha geniş kampanyaya katkıda bulunan White-Jacket’e kaynaklık etti.

Yamyamların arasında yaşayan adam

Ailesi, yaşadıklarını yazıya dökmesi için onu teşvik etti. Ağabeyi Gansevoort’un çabalarıyla Typee, Şubat 1846’da Londra’da John Murray tarafından, bir ay sonra da New York’ta yayımlandı ve Atlantik’in iki yakasında bir gecede çok satanlar arasına girdi. Macerayı etnografiyle ve misyonerlere yönelik sert bir eleştiriyle harmanlayan kitapta, Melville’in haftalar süren bir konaklamayı aylarca sürmüş gibi anlatmış olması muhtemel. Henüz tanımadığı Nathaniel Hawthorne, kitabı isimsiz olarak değerlendirdi ve “bakış açısındaki özgürlüğü”nü övdü. Devam kitabı Omoo 1847’de yayımlandı. Melville şöhretin tadını çıkarırken bir yandan da ondan korkuyordu; “yamyamların arasında yaşamış bir adam” olarak “gelecek kuşaklara kalacağından” yakınıyordu.

4 Ağustos 1847’de, Lizzie diye tanınan Elizabeth Shaw ile evlendi. Lizzie, Massachusetts başyargıcı ve babasının eski dostu Lemuel Shaw’ın kızıydı. Shaw, Melville’in kariyeri boyunca maddi açıdan sırtını dayadığı kişi olacaktı. Çiftin Malcolm, Stanwix, Elizabeth ve Frances adlarında dört çocuğu oldu.

Sorunlar üçüncü kitapla başladı. 1849’da yayımlanan Mardi, Güney Denizleri’nde geçen bir başka macera olarak başladı, okurların istemediği kapsamlı bir felsefi alegoriye dönüştü. Melville, kayınpederine “para için, mecbur kaldığımdan yaptığım iki iş” diye tanımladığı, “başka insanların odun kesmek zorunda kalması gibi” kendisinin de yazmak zorunda kaldığını söylediği, çabucak tamamlanıp satılabilecek iki kitapla karşılık verdi: Redburn ve White-Jacket. Piyasanın neyin parasını ödediğini öğreniyor, bir yandan da buna içerliyordu.

Hawthorne, Arrowhead ve balina

Mayıs 1850’de yazar Richard Henry Dana Jr.’a bir balina avcılığı kitabının “yarısına geldiğini” söyledi. Ardından iki gelişme planını değiştirdi. Shakespeare’i ve Thomas Carlyle’ı yeni bir iştahla okumaya başladı; ağustosta Berkshires’ta düzenlenen yazarlar buluşmasında da kendisinden on beş yaş büyük Hawthorne’la tanıştı. Bir piknik sırasında yağmurdan korunmak için birlikte sığındılar ve saatlerce sohbet ettiler. Melville birkaç gün içinde, yaşça büyük yazarı Shakespeare’le karşılaştırdığı ve bugün yazmak üzere olduğu kitap için bir tür manifesto gibi okunan “Hawthorne and His Mosses” adlı denemesini kaleme aldı. O sonbahar Yargıç Shaw’dan üç bin dolar borç alarak Massachusetts’in Pittsfield kenti yakınlarında 160 dönümlük bir çiftlik satın aldı ve buraya Arrowhead adını verdi. Çalışma odasından Mount Greylock’u görebiliyordu; balina hikâyesini orada çok daha tuhaf bir esere dönüştürdü.

Ortaya çıkan kitap, 18 Ekim 1851’de Londra’da üç cilt hâlinde The Whale adıyla yayımlandı; son bölümü yoktu. Bu nedenle İngiliz okurlar, anlatıcının diğer herkesle birlikte boğulmuş gibi göründüğü bir kitapla karşılaştı. Hawthorne’a “dehasına duyduğum hayranlığın nişanesi olarak” ithaf edilen Amerikan baskısı Moby-Dick ise 14 Kasım’da çıktı. Tür sınırlarına sığmayan bir roman bu: deniz hikâyesi, balinalar üzerine bir inceleme, tiratlarla dolu sahne trajedisi, Ishmael ile zıpkıncı Queequeg arasındaki gemi dostluğunu anlatan bir komedi ve Kaptan Ahab aracılığıyla Tanrı’yla girişilen bir tartışma. Melville, Hawthorne’a “Kötücül bir kitap yazdım, ama kendimi kuzu kadar lekesiz hissediyorum,” dedi. Hawthorne ise bir arkadaşına, “Melville nasıl bir kitap yazmış!” diyecekti.

Halk aynı ölçüde emin değildi. Amerikan baskısı ilk on bir günde yaklaşık bin beş yüz sattı; sonraki yıl satılan nüsha sayısı üç yüzün altına düştü. Londralı yayıncı Richard Bentley, ödediği avansın ancak yarısını geri alabildi. Eleştiriler övgü ile şaşkınlık arasında gidip geldi.

Gazetelere göre deli

Melville’in bir sonraki hamlesi hayal kırıklığını felakete dönüştürdü. 1852’de yayımlanan Pierre; or, The Ambiguities, yayıncısına bir aşk romanı olarak sunulmuştu; oysa edebiyat dünyasıyla da alay eden, ensest çağrışımları taşıyan karanlık bir psikolojik romandı. New York Day Book, “HERMAN MELVILLE DELİRDİ” başlıklı bir haber yayımladı. Bir subaya vurduğu için haksız yere suçlanarak firkateyn direğine asılan bir denizciyi anlatan sonraki el yazması, The Isle of the Cross, hiç yayımlanmadı ve kayboldu. Aralık 1853’te New York’taki Harper & Brothers deposunda çıkan yangın, kitaplarının satılmamış nüshalarının büyük bölümünü yok etti.

Melville, dergiler için yazarak koşullara uyum sağladı; sayfa başına ücret aldığı bu yıllarda en iyi eserlerinden bazılarını verdi. 1853-1856 arasında on dört öykü ve kısa yazı yayımladı. Bunların arasında, her isteğe “Yapmamayı tercih ederim” diye karşılık veren Wall Street kopyacısını anlatan “Bartleby, the Scrivener” ile bir Amerikan kaptanının gözünün önünde gerçekleşmesine rağmen fark edemediği, bir İspanyol gemisindeki köle isyanını konu alan Benito Cereno da vardı. Bu yazıların birkaçı 1856’da The Piazza Tales adıyla bir araya getirildi. Dolandırıcılarla dolu bir Mississippi vapurunda geçen hiciv romanı The Confidence-Man, 1 Nisan 1857’de, Şaka Günü’nde yayımlandı ve Melville’in hayattayken basılan son romanı oldu.

Yargıç Shaw, sağlığından kaygılandığı Melville’in Avrupa ve Akdeniz’e uzun bir yolculuk yapmasının masraflarını karşıladı. Kasım 1856’da, o sırada Liverpool’da Amerikan konsolosu olan Hawthorne’la üç gün geçirdi; ikili Southport’un kum tepeleri arasında yürüdü. Hawthorne defterine arkadaşının “ne inanabildiğini ne de inançsızlığı içinde rahat edebildiğini” yazdı. Yolculuk Konstantinopolis, Mısır ve Kutsal Topraklar’a uzandı; Melville’in yazacağı en uzun şiirin de tohumlarını ekti.

Müfettişlik yılları

Roma’daki heykeller ve Güney Denizleri üzerine verdiği birkaç konferans geçimini sağlamadı. Aile, 1863’te Arrowhead’i sattı ve Manhattan’da, Melville’in hayatının geri kalanını geçireceği East 26th Street, 104 numaradaki bir eve taşındı. İç Savaş üzerine derinlikli bir şiir kitabı olan ilk şiir derlemesi Battle-Pieces and Aspects of the War 1866’da yayımlandı; basılan 1.260 nüshanın 551’i satıldı. Aynı yılın aralık ayında New York Gümrük Dairesi’nde müfettiş olarak işe başladı. On dokuz yıl bu görevde kaldı; kurumda alışıldık hâle gelen rüşvetleri reddetmesiyle tanınıyordu. Kitaplarını beğenen ve ileride ABD başkanı olacak Chester A. Arthur’un zaman zaman kendisini koruduğunu ise hiç öğrenmedi.

Hayatının romantikleştirilmesinin en zor olduğu dönem de burası. 1867’de Melville ailesinin en büyük çocuğu Malcolm, on sekiz yaşında yatak odasında vurulmuş hâlde ölü bulundu; ölüm nedeni intihar da kaza da olabilirdi. Aynı yıl Lizzie’nin ailesi, Melville’in akıl sağlığından endişe ederek Boston mahkemesinde onun deli olduğunu öne sürüp Lizzie’nin kocasından ayrılmasını sağlayacak bir plan hazırladı. Lizzie bunu reddetti. Biyografi yazarı Laurie Robertson-Lorant, bu yıllarda Melville’in evde kurgusundaki zorba kaptanlar gibi davranabildiğini, içki içtikten sonra karısına vurmuş olabileceğini öne sürüyor; kanıtlar dolaylı ve bunların ne ölçüde dikkate alınması gerektiği konusunda akademisyenler hâlâ tartışıyor. İkinci oğul Stanwix bir işten ötekine savruldu ve 1886’da, otuz altı yaşında, San Francisco’da veremden öldü.

Melville yine de yazmayı sürdürdü. 1876’da yayımlanan Clarel: A Poem and Pilgrimage in the Holy Land, yaklaşık 18.000 dizeden oluşur ve Amerikan edebiyatının en uzun şiirlerinden biridir. Kudüs’te inancın peşine düşen genç bir ilahiyat öğrencisini anlatan eserdeki karakterlerden içine kapanık Vine, yaygın biçimde Hawthorne’un portresi olarak okunur. Bir amcasından kalan miras, 350 nüshanın basım masrafını karşıladı. Kitaplar satılmadı, elde kalanlar imha edildi. Eleştirmen Lewis Mumford, onlarca yıl sonra New York Halk Kütüphanesi’nde sayfaları hâlâ kesilmemiş bir nüsha buldu. Lizzie’nin akrabalarından kalan miraslar sayesinde 1885’in sonunda emekli olabilen Melville, deniz şiirlerinden oluşan iki ince kitap bastırdı: John Marr and Other Sailors ve Timoleon. Her birinden yirmi beş nüsha çıkarılmıştı.

Melville, 28 Eylül 1891’de evinde, ölüm belgesinde kalp genişlemesi olarak belirtilen nedenle hayatını kaybetti ve Bronx’taki Woodlawn Mezarlığı’na gömüldü. The New York Times’taki ilk ölüm ilanında başyapıtının adı “Mobie Dick” diye yanlış yazılmıştı.

Yeniden keşfedilişi ve yanlış anlaşılanlar

Lizzie, kâğıtlarının arasında, bir subaya vurduğu için haksız yere suçlanıp asılan yakışıklı bir genç denizciyi anlatan tamamlanmamış bir novella buldu. Sayfalar, 1919’da Melville’in torunu onları Columbia Üniversitesi’nde genç bir araştırmacı olan Raymond Weaver’a gösterene kadar ailenin ekmek kutusunda durdu. Weaver’ın 1921’de yayımlanan biyografisi Herman Melville: Mariner and Mystic ile 1924 tarihli Billy Budd baskısı; Carl Van Doren’ın eleştirileri, D. H. Lawrence’ın Studies in Classic American Literature kitabı ve Lewis Mumford’un biyografisiyle birlikte, Melville’in yeniden keşfi olarak anılan sürecin temel taşları oldu. Billy Budd daha sonra Broadway’de sahnelendi, Benjamin Britten tarafından operaya uyarlandı ve Peter Ustinov’un yönettiği bir filme konu oldu.

Yeniden keşif süreci bir efsane de yarattı; bu efsaneye temkinli yaklaşmakta fayda var. İlk keşfedenler romanları otobiyografik metinler olarak okudu, Typee’yi olduğu gibi kabul etti ve Melville’i dünya onu reddedince suskunluğa gömülen bir dâhi olarak resmetti. Jay Leyda’nın 1951’de yayımlanan, gün gün ilerleyen The Melville Log kitabıyla başlayan sonraki araştırmalar farklı bir tablo ortaya koydu: çalışmayı hiç bırakmayan, kurmacanın yerine şiiri bilinçli olarak seçen ve tümüyle unutulmamış bir yazar. “Mobie Dick” yazım hatasının ardından aynı gazetede birkaç gün sonra saygılı bir değerlendirme yayımlanmıştı. Hawthorne’la meşhur dostluğu bile, Melville’in birkaç mektubundan yola çıkılarak ruhsal yakınlıktan karşılıksız aşka kadar her tür kurama uyacak biçimde genişletildi; Hawthorne’un mektuplarıysa kayıp. Bugün elimizde kalan, efsaneden daha ilginç: ilk başarısını tekrarlamayı reddeden, bunun bedelini para, itibar ve aile huzuruyla ödeyen çalışan bir yazarın hikâyesi.

Okurların dönüp dönüp okuduğu kitap

Yirminci yüzyılın ortalarına gelindiğinde beyaz balina artık herkesindi. John Huston, 1956’da Moby Dick’i Gregory Peck’in Ahab’ı canlandırdığı, senaryosunu Ray Bradbury’yle birlikte yazdığı bir film olarak çekti. Jake Heggie 2010’da eseri operaya uyarladı; Ron Howard’ın In the Heart of the Sea filmi ise Ben Whishaw’ın genç Melville’i canlandırdığı Essex hikâyesini anlattı. Library of America, Melville’in toplu eserlerini yayımladı; ABD Posta Servisi 1984’te onun portresini bir posta puluna bastı. 2010’da paleontologlar, soyu tükenmiş dev bir ispermeçet balinasına onuruna Livyatan melvillei adını verdi. Billy Budd’ı yazdığı Park Avenue South ile East 26th Street’in kesiştiği köşe, Herman Melville Square olarak anılıyor.

175. yıldönümü bütün bunlara yeni bir ivme kazandırdı. Folio Society, eleştirmen Michael Dirda’nın sunuş yazısı ve sanatçı Mu Pan’ın çizimleriyle sınırlı sayıda resimli bir Moby-Dick baskısı hazırladı. Okurları, 4.823 oyun 1.281’ini alan romanı en büyük Amerikan romanı seçmişti. Pittsfield’da Berkshire County Historical Society, bu yaz Arrowhead’de onuncu Moby-Dick okuma maratonunu düzenledi; kitap, yazıldığı evde yüksek sesle okundu. 14 Kasım’da da ilk Amerikan baskısının yayımlanmasının üzerinden 175 yıl geçmiş olacak.

Okurları kitaba geri döndüren balina değil. Bizi “Bana Ishmael deyin” diye karşılayan, sonra da tek bir kitap türüne sığmayı reddeden anlatıcı; bir de neredeyse hiç kimse okumazken yazmayı sürdüren adamın inadı. Bartleby’nin kibarca geri çevirmesi, anlamsız işlere direnen herkesin sloganına dönüştü; Ahab ise gemiyi de beraberinde batıran her saplantının kısa adı oldu. Melville bu karakterleri, macera hikâyelerini tercih eden bir ülkede yarattı. Ülkenin onu anlaması yetmiş yıl sürdü; okurlar hâlâ okumaya devam ediyor.

Etiketler: , , , , ,

Bizi Google'a ekleyin

Tartışma

S kadar yorum var.