Spor

US Open: Aryna Sabalenka nefret edenleri unvan savunmasında yakıta çeviriyor

Jack T. Taylor

“İnsanlar ne düşünür, kimin umurunda?” Aryna Sabalenka bunu New York’ta, bir sezonu neredeyse hak etmekle geçirdiği bir omuz silkme eşliğinde söyledi ve bu, unvan savunması hakkında söylenmiş en doğru şey. Dünyanın bir numaralı kadın tenisçisi, kendine ait kıldığı kortta, bir hedeften daha ağır bir şey taşıyarak yürüyor: sıfırdan inşa etmek zorunda kaldığı bir kayıtsızlık.

Seribaşı konuşmalarını, kura analizlerini bir kenara bırakın; asıl önemli olan kısım gözden uzakta. Sabalenka, liderliği koruyan avlanan şampiyon değil. O, yuhalamalarla grup sohbetleri arasında bir yerde, gürültünün kendisine ait olduğuna karar vermiş bir yarışmacı — görmezden geleceği ya da yakacağı bir gürültü.

Her zaman bu kadar hafif karşılanmadı. Bu yılın başlarında, kaybettiği bir finalin ardından, sessiz kalınması gereken bir şeyi yüksek sesle söyledi. “Soyunma odasında hiç bu kadar nefretle karşılaşmamıştım,” diye itiraf etti ve ardından akılda kalan o cümle geldi: “hiçbir sebep yokken benden nefret eden o kadar çok insan var ki. Hiçbir şey yapmadım.” Bunun gerçekten zor olduğunu söyledi. Ayrıca işlerin daha iyiye gittiğini de söyledi. İkinci cümle, bütün kampanyanın özeti.

Flushing Meadows’a vardığında, iyiye gidiş, üzerine vurduğunuzda ses çıkaran bir şeye dönüşmüştü. Cesur bir Nike forması her zamanki tepkiyi topladı; internet en çirkin kelimelerine, tenisle hiçbir ilgisi olmayanlara uzandı. Sabalenka bir omuz silkme için uzandı. “Farklı olmasını seviyorum. Bu formanın cesur olmasını seviyorum,” dedi. “Peki, insanlar kimin umurunda, değil mi? Benim için önemli olan tek şey, onu sevmem.” Aynı kadın, farklı bir hava.

İşte bu değişimin neden asıl hikâye olduğu ve bir kenar notu olmadığı. Sabalenka’nın oyunu hiçbir zaman güçten yoksun olmadı; forehand’i, diğer oyuncuların hâlâ kurmaya çalıştığı bir sayıyı bitirebilir. Onu en büyük anlarda yere seren şey her zaman kulakların arasındaki boşlukta yaşadı — sıkılaşan tutuş, kendini suçlama, stadyumun onun başarısızlığına doğru eğildiği hissi. Onay almak için gerçekten seçmelere çıkmayı bırakmış bir oyuncu, kendi adının sesini duyunca hâlâ irkilen bir savunan şampiyondan çok daha tehlikelidir.

Etrafındaki rakipler ona hiç iyilik yapmıyor. Belli bir haftada onu yenen kadınların hepsi binada ve New York kalabalığı kendi gözdesini benimseyecek ve bu her zaman onun renklerini taşımayacak. Erkekler tarafında, Carlos Alcaraz, son şampiyon olarak kendi beklenti yükünü her turda sırtlanıyor. Bunların hiçbiri yeni değil. Yeni olan, Sabalenka’nın bunların hiçbirinin onun çözmesi gereken bir sorun olmadığına karar vermiş görünmesi.

Sevilerek bu işi asla kazanamayacaktı. Üst üste üç kez şampiyon olanlar, salonun desteklediği kişiler değildir; onlar salonu fark etmeyi bırakanlardır. İlkbaharda yabancıların zalimliğine ağlayan Sabalenka, yetenekle neredeyse herkesi yenip yine de olaya yenilebilirdi. “Kimin umurunda” deyip bunu gerçekten kasteden versiyon ise, kalabalığın ters döndüğü, forehand’in sıkıştığı ve duyulmaya değer tek sesin çizgilerin içindeki ses olduğu ikinci bir Salı’yı atlatmak için inşa edilmiş olandır.

Savunması, Kolombiya’dan Camila Osorio’ya karşı açılıyor; New York’ta üst üste üçüncü şampiyonluğa giden yolda ilk adım. Tenis, gücün her zamanki gibi baskı altında dayanıp dayanmayacağına karar verecek. Mizaç ise daha zor olan soruyu çoktan yanıtladı.

Nefret edenler bir sezon boyunca Aryna Sabalenka’nın kafasının içine girmeye çalıştı. Farkında olmadan turnuvanın en büyük hediyesini ona vermiş olabilirler: sonunda kapıyı kilitlemeyi öğrettiler ona.

Etiketler: , , , ,

Tartışma

S kadar yorum var.