Film İncelemeleri

Knives Out: Katil kim bilmecesini keskin mizahı ve sınıf taşlamasıyla yeniden kuruyor

Martha O'Hara
Bizi Google'a ekleyin

Rian Johnson, Knives Out fikrini 2000’lerin ortalarından beri aklında taşıyordu; film de sırasını beklemiş bir işin özgüvenini yansıtıyor. Çok satan polisiye romanların yazarı Harlan Thrombey (Christopher Plummer), 85 yaşına girerken ailesine bir parti verir ve ertesi sabah boğazı kesilmiş hâlde bulunur. Polis bunun intihar olduğunu söyler. Kimliği bilinmeyen bir müşteri tarafından tutulan Benoit Blanc ise aynı fikirde değildir. Bütün hikâyeyi harekete geçiren temel fikir bu; senaryoyu altı ya da yedi ayda kendi başına yazan Johnson da filmin tamamını bu motoru çalışır durumda tutarak kuruyor.

Zamanlama önemli. Johnson, izleyicileri ikiye bölen Star Wars: The Last Jedi’ın hemen ardından bu filme yöneldi. The Guardian, Knives Out’u yönetmenin önceki işlerinin zeminine dönüş olarak değerlendiriyor: çocukken sevdiği, güncellenmiş Agatha Christie tarzı katil kim polisiye öykülerine ve Peter Ustinov’un yıldızlarla dolu bir oyuncu kadrosunu girift bir cinayet labirentinde yönettiği, kendinin farkında ve muzip uyarlamalara bir saygı duruşu. Johnson, bu tür sinemanın cazibesini yönetmenle izleyici arasında geçen, kuralları baştan ortaklaşa kabul edip sonra esnetebilecekleri hafif üstkurmaca bir sohbet olarak tanımlamıştı. Filmde onun bu işten keyif aldığı hissediliyor. Çekimler Boston’un banliyölerinde yapıldı; MRC’nin ve Massachusetts vergi teşviklerinin desteğiyle filmin bütçesi 40 milyon dolardı.

YouTube video

Oyuncu kadrosu tek başına bile filmi izlettirebilir, ama filmin tonunu belirleyen Daniel Craig. Blanc’ı puro içen, bozuk para çeviren ve o kadar abartılı bir Güney aksanıyla konuşan bir yabancı olarak canlandırıyor ki Ransom ona The Guardian’ın aktardığı üzere “CSI-KFC” lakabını takıyor. Casey Movie Mania, onu Hercule Poirot benzeri bir dedektif olarak nitelendiriyor ve bu şiveye alışmanın biraz zaman aldığını kabul ediyor. Bu, yerinde bir uyarı. Amerika’nın Derin Güney’inden çıkmış bir Poirot fikri başlı başına absürt; Craig bunu göz kırpmadan sahipleniyor. Blanc’ın yalnızca bir şakadan ibaret olmayıp gerçek bir karakter olarak işlemesinin sebebi de bu.

Ana de Armas’ın işi daha zor. Harlan’ın hemşiresi Marta Cabrera, The Guardian’ın aktardığı ifadeyle “yalanlara karşı kusma tepkisi” gösteriyor: yalan söylediğinde kusuyor. Bir durum komedisi esprisi gibi duruyor ve gerçekten de öyle; ama aynı zamanda hikâyenin yapısına da hizmet ediyor. Marta yalan söyleyemiyor, yine de bir şeyler saklıyor. Bu yüzden her soruyu doğru ama eksik yanıtlıyor; film de o dar boşluğu gerilime dönüştürüyor. Vasiyet okunduğunda bütün servetin Marta’ya kaldığı anlaşılınca Thrombey ailesi donakalıyor. Sahnenin etkisi, ailenin tamamının Marta’yı yaşlı adam için önemli olabilecek biri olarak değil, çalışanlardan biri olarak görmüş olmasından kaynaklanıyor. Casey Movie Mania, Johnson’ın ona oyuncu kadrosundaki herkesten çok daha fazla ekran süresi verdiğini belirtiyor ve bu rolü Blade Runner 2049’dan bu yana en iyi performansı olarak nitelendiriyor. Buna itirazım yok.

Marta’nın etrafındaki aile bir sülük sürüsü; The Guardian her birini anlatırken keyifle ayrıntıya giriyor. Chris Evans, partinin olduğu gece Harlan’la tartışırken duyduğumuz, “ayrıcalık kokan” ailenin kara koyunu torun Ransom’ı canlandırıyor. Casey Movie Mania’ya göre Evans, hayırsız torun rolünde belli ki çok eğleniyor; bu da ekrana yansıyor. Michael Shannon, alışıldık rollerinin dışına çıkarak yayıncılık serveti babasının gözüne girmesine bağlı, hafifçe sızlanan Walt’ı oynuyor. Don Johnson, “gözü dışarıda, Trumpçı bir korku” diye tanımlanan damat Richard rolünde. Toni Collette’in dul yaşam tarzı gurusu Joni’si, The Guardian’ın ifadesiyle, pelte kıvamında bir Gwyneth Paltrow’u andırıyor. Ailenin büyük kızı Linda’yı canlandıran Jamie Lee Curtis ise gazetenin deyimiyle kariyerinin en iyi döneminde. Hepsi komik; hiçbiri yoktan var edilmiş bir karikatür değil.

Bunun bir bedeli var. Casey Movie Mania’nın da haklı olarak belirttiği gibi Curtis, Don Johnson, Collette ve Shannon’ın rolleri tam anlamıyla gelişmiş karakterlerden çok uzun konuk oyuncu performanslarına yakın kalıyor. Bu kadar güçlü bir oyuncu kadrosu için filmi izlemeye başlayanlar, her birinin hikâyede kendine ait geniş bir alan bulmasını bekliyor; ama öyle olmuyor. Film Marta’yı ve Blanc’ı merkeze alıyor, ailenin geri kalanı da onların çevresinde dönüyor. Bu tercihi anlıyorum, yine de Shannon’ın incinmiş kibir hâlini daha fazla görmek isterdim.

Şakaların altında Knives Out, çağdaş Amerika’da sınıf çatışması, gelir eşitsizliği, göç ve ırk üzerine bir inceleme olarak da yorumlandı; bu yorum yerini buluyor. The Guardian’ın aktardığı üzere aile, iğneleyici bir dille “kendi çabalarıyla başarıya ulaşmış aşırı başarılılar” topluluğu diye tanımlanıyor. Bu ifade filmin tavrını tek satırda özetliyor. Her şeyi miras alıp buna liyakat diyen insanlar bunlar. Babalarının serveti ona gerçekten bakan kişiye kalınca, kendilerini ele vermeden söyleyebilecekleri hiçbir şey bulamıyorlar. Johnson hikâyeyi durdurup izleyiciye ders vermiyor. Taşlama, evde kimin rahatça yer bulduğu ve kimin orada olmayı hak ettiğini kanıtlamak zorunda kaldığı üzerinden işliyor.

Teknik işçilik de senaryonun temposuna yetişiyor. Nathan Johnson’ın klasik müzik ağırlıklı bestesi, kendisinin ve Rian’ın en sevdiği senfonik film müziklerinden besleniyor; gizemli bir salon hikâyesinin ihtiyaç duyduğu eski usul görkemi filme katıyor. The Guardian’ın vardığı sonuç şu: Karakterleri önemsemeseydik olay örgüsünün gerilip duran hiçbir yayı etkisini gösteremezdi. Film de tam olarak böyle işliyor: gizem ustalıkla kurulmuş, ama akılda kalan Marta, Blanc ve onların çevresinde dolanan insanlar oluyor.

Knives Out, Toronto Uluslararası Film Festivali’nde 7 Eylül 2019’da prömiyer yaptı, 27 Kasım’da Lionsgate aracılığıyla ABD sinemalarında gösterime girdi ve 312 milyon dolar hasılat elde etti. National Board of Review ve American Film Institute filmi yılın en iyileri arasında gösterdi. Üç Altın Küre adaylığının yanı sıra BAFTA adaylığı ve En İyi Özgün Senaryo dalında Oscar adaylığı kazandı. Eleştirmenler olay örgüsünü ve oyuncuları beğendi; Casey Movie Mania’nın kısa konuk oyuncu rolleriyle ilgili eleştirisi gibi dile getirilen itirazlar, filmin sonuç verip vermediğinden ziyade topluluk oyuncu kadrosunun nasıl kullanıldığıyla ilgiliydi.

Film aynı zamanda bir serinin başlangıcı oldu. 2022’de Glass Onion, 2025’te ise Wake Up Dead Man geldi; her iki filmde de Blanc merkezdeydi. Devam filmlerinin aşması gereken çıta yüksekti, çünkü formülü kolaymış gibi gösteren ilk filmdi: bir aile, bir ceset, söylediğinden daha zeki bir dedektif ve yalan söyleyemeyen genç bir kadın.

Oyuncu Kadrosu

Fotoğraflar: The Movie Database (TMDB)

Etiketler: , , , , ,

Bizi Google'a ekleyin

Tartışma

0 yorum var.