Film İncelemeleri

Art of Love, Romantik Hırsız’ın vaat ettiği kalbi bir türlü bulamıyor

Recai Karagöz'ün 2024 tarihli Netflix filmi Prag ve İstanbul'a rağmen soğuk kalıyor.
Martha O'Hara
Bizi Google'a ekleyin

Art of Love’ın (Türkiye’deki adıyla Romantik Hırsız) çıkış noktası tanıdık: Interpol için çalışan bir subay, peşinde olduğu sanat hırsızının eski sevgilisi olduğunu öğrenir ve onu suçüstü yakalamak için bir plan kurar. Bir yanda görev, öbür yanda bitmemiş bir aşk, ortada çalınan eserler. Kâğıt üzerinde burada hem nabzı hızlandıracak hem de içi burkacak bir hikâye var. Ekrana gelen ise ikisinin arasında bir yerde, hiçbirine tam yerleşmeden duruyor. Film 14 Mart 2024’te Netflix‘te yayımlandı; yönetmen Recai Karagöz, senaryo Pelin Karamehmetoğlu imzalı. Fragman, gösterimden yaklaşık üç buçuk hafta önce, 19 Şubat 2024’te çıkmıştı. Türler romantizm, aksiyon ve dram diye sıralanıyor. İzlerken hangisinin ağır bastığını bir türlü kestiremedim. Bir an kovalamacayı izliyorsunuz, bir an yarım kalmış bir ilişkiyi, bir an da bir hırsızlık işini. Hiçbiri öbürlerini taşıyacak kadar yer bulamıyor. Tonda da aynı kararsızlık var: romantik bir gerilimin gerektirdiği kadar ciddi değil, hafif bir macera filminin rahatlığında da değil. Filmin sorunlarının çoğu bu dağınıklıktan çıkıyor.

İşin ağırlığı baştan iki oyuncuda. Birkan Sokullu, hikâyenin merkezindeki hırsız Güney’i oynuyor; Güney aynı zamanda Alin’in eski sevgilisi. Esra Bilgiç’in canlandırdığı Alin duygusal yükü taşıyor, çünkü anlatının bütün gerilimi onun, yakalaması gereken adamla ne yapacağına bağlı. Hırsızın yakalanıp yakalanmayacağı, böyle bir kurguda zaten pek merak uyandırmıyor. Asıl soru, Alin’in bu adam için nereye kadar gideceği. Bilgiç, görev duygusuyla geçmişin ağırlığı arasında sıkışmış bir karakteri inandırıcı kılmaya çalışıyor ve bunu kısmen başarıyor. Ama senaryo bu çelişkinin yanında durmayı bilmiyor. Karakterin yüzleşmesi gereken şeyi gösteriyor, sonra hemen bir sonraki olaya geçiyor. Suçüstü planı da bu yüzden hak ettiği ağırlığı bulamıyor. Alin’in tuzak kurduğunu biliyoruz. Bunun ona neye mal olduğunu ise pek hissetmiyoruz. Sevdiği adamı kendi eliyle tuzağa çekmek zorunda kalan bir kadın, tek başına koca bir filme yeter. Burada ise bu fikir, olay örgüsünün ara basamaklarından birine indirilmiş.

YouTube video

Yardımcı kadro kalabalık. Fırat Tanış Faysal’ı, Ushan Çakır Ozan’ı, Hakan Ummak Ömer’i, Nil Keser de Vera’yı oynuyor. Osman Alkaş, oyuncu listesinde “Chief Executive” diye geçen yönetici rolünde. Film ilgisini baştan sona başrol çiftine ayırıyor, öbür karakterler çoğunlukla bu ilişkinin çevresinde dolanıyor. Liste uzun, ama Güney ile Alin dışında akılda kalan bir isim yok. Oyuncuları suçlamak haksızlık olur; onlara oynayacak bir şey verilmemiş. Yan karakterlerden hiçbiri hikâyeyi sarsmıyor, başrolleri de sınamıyor. Alin’in yanındaki bir meslektaş ya da Güney’in yanındaki bir suç ortağı, iki ana karakteri daha erken bir seçime zorlayabilirdi. O zaman karşılaşmalar daha çok şey riske atardı. Şimdiki haliyle Faysal da, Ozan da, Ömer de, Vera da hikâyeye girip çıkıyor; çekip gitseler anlatının yönü büyük olasılıkla değişmezdi.

Çekimler Haziran 2023’te başladı, önce Prag’da yapıldı, sonra İstanbul’a taşındı ve Temmuz 2023’te bitti. Yapım, Netflix için Lanistar Media tarafından duyurulmuştu. Bir sanat hırsızlığı hikâyesi, bir Avrupa şehrinin eski dokusundan beslenebilir; İstanbul da kendi kalabalığını ve temposunu getirebilir. Film iki şehri de kullanıyor, ama bana kalırsa ikisi de fon olmaktan öteye geçmiyor. Şehirler, iki karakterin birbirini kovalayışını ne biçimlendiriyor ne de zorlaştırıyor. Hikâye başka bir yerde geçse, ortaya büyük olasılıkla aynı film çıkardı. Başlıklar da benzer bir şey söylüyor. Türkçe ad hırsızı ve romantizmi öne çıkarıyor, uluslararası ad ise sanatla aşkı yan yana koyuyor. Ekranda bu vaatlerin ikisi de tam karşılığını bulmuyor: sanat bir hikâye malzemesi olmaktan çok bir bahane gibi duruyor, aşk da bir kez kurulduktan sonra geliştirilmeyen bir arka plan.

Eleştirmenlerin tepkisi de sıcak değil. Rotten Tomatoes’ta beş eleştirinin yalnızca yüzde 20’si olumlu, ortalama puan 10 üzerinden 4,3. Common Sense Media’dan Barbara Shulgasser-Parker beş üzerinden bir yıldız vermiş. Cinema Express’ten Mrinal Rajaram iki, News18’den Gautaman Bhaskaran 2,5 yıldız vermiş. Cinematographe.it’ten Sveva Di Palma’nın notu 2,6. En yüksek puan The Eastern Echo’dan Mariam Fakhreddine’den gelmiş: 10 üzerinden 6,5. Notlar geniş bir aralığa yayılıyor, ama en yükseği bile filmi ancak vasatın biraz üstüne çıkarıyor.

Benim görüşüm, en cömert notu verenden çok, düşük puan verenlere yakın. Sokullu ile Bilgiç aynı kadrajı paylaştığında aralarında gerçek bir gerilim doğuyor; bunu inkâr etmek haksızlık olur. Film bu gerilimi hikâyenin geri kalanına taşıyamıyor. O iki kişinin dışındaki her şey, yani plan, yan karakterler ve mekânlar, eski sevgililerin hikâyesine ancak eşlik ediyor, o hikâyenin kendisi de ucu açık bırakılmış gibi. Bir akşamı geçirmek için aşkla hırsızlığı karıştıran hafif bir şey arayan biri filmi sorunsuz izler. Bir zekâ oyunu ya da gerçekten ağırlığı olan bir aşk bekleyen ise, açılışta sunulan iyi fikrin sonuna kadar götürülmediğini görür. Bende kalan, başrol çiftinin yan yana göründüğü sahnelerin hafif sıcaklığı oldu. Çok değil; ama o sıcaklık olmasa film izlenirken akıp gider, geriye hiçbir şey bırakmazdı.

Oyuncular

Fotoğraflar: The Movie Database (TMDB)

Etiketler: , , , , ,

Bizi Google'a ekleyin

Tartışma

S kadar yorum var.