Film İncelemeleri

Cenaze mahkemeyi alev alev yakar, kendi cesaretini gömer

Margaret Betts'in hukuk draması (2023), Foxx ve Jones'un çarpıcı düellosuyla ayakta durur ama gerçek cesareti bulmakta başarısız olur.
Martha O'Hara
Bizi Google'a ekleyin

Tommy Lee Jones‘un Jeremiah O’Keefe’i canlandırdığı açılış sahnesi, Cenaze’nin özünü tek karede özetliyor: sözüne güvenilen bir adamın, ailesinin geleceğini kurtarmak için hukuk sisteminin en karanlık köşelerine inmesi. Margaret Betts’in yönettiği bu film, 1990’ların ortasında yaşanan gerçek bir olaydan esinlenerek, cenaze evi sahibi O’Keefe’nin el sıkışarak kaptığı bir anlaşmanın büyük bir şirket tarafından çiğnenmesini anlatıyor. Köşeye sıkışan O’Keefe, çıkış yolunu Jamie Foxx’ın hayat verdiği karizmatik ve ağzı kalabalık avukat Willie E. Gary’de buluyor.

Filmin en belirgin gücü, dram ve komedinin aynı sahne içinde nasıl iç içe geçtiği. Gary, mahkeme salonunu adeta kendi sahnesiymiş gibi kullanıyor; Foxx bu rolde kendini tam anlamıyla kaptırmış, her jest ve vurgu hesaplı ama asla yapay değil. Tommy Lee Jones ise O’Keefe’yi dışarıdan sert görünen ama içinde gerçek bir kırılganlık taşıyan biri olarak oynuyor. İkili arasındaki ilk sürtüşmeden filizlenen beklenmedik yakınlık, anlatının duygusal bütünlüğünü taşıyan asıl unsur. Annette O’Keefe rolündeki Pamela Reed ve Mike Allred’i canlandıran Alan Ruck da ikinci planda kalmayı reddeden performanslar sergiliyor; özellikle Ruck’ın çizdiği figür, ırkçı tutumu şov yapmadan aktarması bakımından dikkat çekici.

YouTube video

Cenaze’nin bazı zayıf yanları var; eleştirmenler bu konuda büyük ölçüde hem fikir. Bazı karakterler yeterince derinleştirilmemiş, karşı tarafı temsil eden Ray Loewen figürü ise anlatıya gerçek bir tehdit katamıyor. Bill Camp bu eksikliği kendi oyunculuğuyla kısmen kapatmaya çalışıyor, ancak senaryo ona fazla alan tanımıyor. Filmin kapanışı da tartışmalı: O’Keefe’nin işini kurtarması tatmin edici, ama son sahneler bu zaferi yeterince soluklandırmıyor, neredeyse ivedilikle bitiyor.

Bununla birlikte Betts’in asıl başarısı, ırksal adaletsizlik ve kurumsal yolsuzluk temalarını siyaset dersi vermeden işlemesi. Mahkeme salonundaki güç dengesizliği, Mike Allred’in O’Keefe’ye davranışındaki ince aşağılamalar ve Gary’nin yalnızca orada bulunuşuyla sistemi sorgulatma biçimi, bu temaları lafla değil dramatik gerilimle taşıyor. Siyahi girişimcilerin Amerikan rüyasını tutturma çabası da filmin arka planında sürekli görünür; ama bir dersleme olarak sunulmak yerine sezgisel biçimde hissettiriliyor. Bu denge, Gary’nin yalnızca orada durmakla bile bir şeyler söylediği anlarda en güçlü biçimde kendini gösteriyor.

90’ların R&B müzikleri filmin atmosferine doğal bir zemin oluşturuyor. Dönemin müziği, sadece dönem atmosferi yaratmakla kalmayıp karakterlerin coşkusunu ve inatçılığını pekiştiren bir işlev üstleniyor. Bazı sahnelerde bu müzikler komik gerilimi tırmandırıyor, bazılarında ise duygusal yoğunluğu hafifletiyor. Seçilen parçalar tesadüfi değil; dönemin ruhunu hem nostaljik hem de ironik bir katmanla taşıyorlar.

Cenaze, kusursuz bir hukuk draması iddiasıyla çıkmıyor karşımıza, zaten buna gerek de yok. Foxx ve Jones’un ekran kimyası, kurumsal açgözlülüğe karşı birey mücadelesini anlatan bu hikâyeyi öngörülebilir yapısına karşın akıcı ve içten kılıyor. Betts, Doug Wright ile birlikte kaleme aldığı senaryoda gerçekten yaşanmış bu davayı yalnızca bir zafer hikâyesi olarak değil, farklı dünyalardan gelen iki adamın birbirini anlamlandırma çabası olarak aktarıyor. Filmin bıraktığı iz, büyük ihtimalle izlediğiniz dava sahnelerinden değil, bu iki adamın birbirinin yanında durma biçiminden geliyor.

Oyuncular

Fotoğraflar: The Movie Database (TMDB)

Etiketler: , , , , ,

Bizi Google'a ekleyin

Tartışma

S kadar yorum var.