Film İncelemeleri

Taxi Driver: Şehirde Deliliğe Doğru Tekinsiz Bir Yolculuk

Martha O'Hara
Bizi Google'a ekleyin

Taxi Driver’ın açılış planında, sarı bir taksinin kirli ön camına uzun uzun bakarız; 1970’lerin New York’unda neon ışıkların altında süzülen yağmur, gözyaşlarını andırır. Martin Scorsese’nin kamerası bize yalnızca bir şehir göstermez; egzoz dumanını içimize çektirir, tırnaklarımızın arasındaki kiri hissettirir. Burası hiç uyumayan bir yerdir; bu kent ormanında geceleri direksiyon başında geçirdiği saatler onu deliliğin eşiğine sürüklerken uykusuz taksici Travis Bickle (Robert De Niro) da uyumaz.

Scorsese’nin filmi yalnızca bir suç draması değil; yalnızlık ve takıntı üzerine psikolojik bir portre. Vietnam Savaşı gazisi Travis, kendisi gibi yolunu kaybetmiş bir şehirde sürüklenen bir adamdır. Dış sesle aktarılan günlük notları, şiddete doğru sarmal biçimde ilerleyen zihnini gözler önüne serer. De Niro’nun performansı olağanüstüdür: Başlangıçta sessiz sedasız ilerler, ardından Travis’in gerçeklikle bağı gevşedikçe giderek daha huzursuz edici bir hâl alır. “Benimle mi konuşuyorsun?” gibi replikleri söyleyiş biçimi ikonikleşmiştir ama oyunculuğunun çeşitliliğini asıl ortaya koyan, daha ince anlardır. Betsy’yle (Cybill Shepherd) çıktığı randevuda bocalamasını, mahcubiyetinin çaresizliğe dönüşmesini izlemek de en iyi aksiyon sahneleri kadar etkileyicidir.

YouTube video

Filmin gücü, Travis’in yaptıklarından ürksek bile onunla empati kurmamızı sağlamasında yatıyor. Scorsese ve senarist Paul Schrader, Travis’i kendini şehrin pisliğini temizlemeye yazgılı bir şövalye sanan biri olarak kuruyor. Betsy’yle bağ kurma girişimlerinin başarısızlığından pezevenk Sport’la (Harvey Keitel) şiddetli yüzleşmesine kadar her sahnede bu sanrı elle tutulur hâle geliyor. Filmin görüntü yönetimi de bu tekinsizliği artırıyor; Michael Chapman’ın grenli, elde çekilmiş görüntüleri New York’u başlı başına bir karaktere, sefalet ve çürüme labirentine dönüştürüyor.

Ancak Taxi Driver yalnızca Travis’i anlatmıyor. Aynı zamanda toplumun şiddeti yüceltmesine dair bir yorum getiriyor. Travis’in yaptıklarına rağmen kahraman ilan edildiği tartışmalı final, bu temanın altını çiziyor. Sport’la çatışmasından sağ çıkan ve takıntı hâline getirdiği 12 yaşındaki fahişe Iris’i (Jodie Foster) kurtaran Travis, mahallesinde bir kahraman gibi karşılanıyor. Bu ters köşe, özellikle Foster’ın rolü bağlamında, sanatta sömürünün nasıl ele alınması gerektiğine dair etik sorular doğuruyor. Performansı dikkat çekici; De Niro’nun yoğun oyunculuğuna karşılık sahneleri başarıyla taşıyor. Yine de Iris karakteri, esas olarak Travis’in şiddetini harekete geçiren bir unsur olarak var oluyor.

Filmin üçüncü perdesi, zamanla eskimiş bir klişe olan kanunsuz adaletin yüceltilmesine yaslanıyor. Silahlı şiddetin ve toplu katliamların fazlasıyla sıradanlaştığı bir çağda, Travis’in kusurlu ama nihayetinde kahraman bir figür olarak resmedilmesi sorunlu görünüyor. Bu, toplumun şiddet kullanan kurtarıcılara duyduğu hayranlığın bir yansıması; Taxi Driver bu temayı işliyor ama bütünüyle sorgulamıyor.

Tüm kusurlarına rağmen Taxi Driver, sinema tarihinde bir dönüm noktası olmayı sürdürüyor. Etkisi, The King of Comedy’den Joker’a uzanan pek çok yapımda açıkça görülüyor. Filmin yalnızlık ve deliliğe dair çiğ, tavizsiz bakışı; De Niro’nun sarsıcı performansı ve Scorsese’nin usta işi yönetimiyle güç kazanıyor. Finaldeki çatışma—Travis’in Senatör Palantine’e (Leonard Harris) yönelik suikast girişimi ve Sport’la şiddetli hesaplaşması—gerilim yaratmanın ustalık dersi niteliğinde. Bernard Herrmann’ın ölümünden yalnızca birkaç saat önce bestelediği ikonik müzik, filmin psikolojik dehşetini daha da yoğunlaştırıyor.

Taxi Driver, karmaşık ve kusurlu karakterleri takdir eden, rahatsız edici temalarla yüzleşmekten çekinmeyen izleyicilere göre. Kolay yanıtlar ya da net bir ahlaki çerçeve sunmuyor; bunun yerine kendi içimizdeki karanlıkla yüzleşmeye zorluyor. Filmin sert gerçekçiliği ve kentin çöküşünü gözünü kırpmadan yansıtması onu döneminin bir ürünü hâline getiriyor; ancak yalnızlık ve takıntı üzerine söyledikleri zamana meydan okuyor.

Sonuçta Taxi Driver, jenerik aktıktan sonra da insanın aklında kalmayı sürdüren bir film. Yabancılaşma ve şiddet temaları, bugün de 1976’da olduğu kadar güçlü biçimde yankılanıyor. Herkese göre olmayabilir—özellikle grafik şiddete ya da genç oyuncuların sömürücü biçimde resmedilmesine duyarlı izleyiciler için—ama filmin sanatsal başarısı ve etkisi tartışılmaz.

Karar:

Taxi Driver, The King of Comedy’den Joker’a uzanan pek çok yapımda etkisi hissedilen, sinema tarihinde bir dönüm noktası olmayı sürdürüyor. Yalnızlık ve deliliğe çiğ, tavizsiz bir bakış sunan film, De Niro’nun sarsıcı performansıyla güç kazanıyor. Psikolojik derinliği, Scorsese’nin usta işi yönetimi ve Herrmann’ın tekinsiz müziği filmin öne çıkan yanları.

Oyuncular

Fotoğraflar: The Movie Database (TMDB)

Etiketler: , , , , ,

Bizi Google'a ekleyin

Tartışma

0 yorum var.