Film İncelemeleri

Teksas Katliamı modern korku sinemasının dilini icat etti ve hiç kimse onu geçemedi

Tobe Hooper, 1974: slasher türünün temelini atan belgesel kabus, hâlâ rakipsiz.
Martha O'Hara
Bizi Google'a ekleyin

Teksas Katliamı, 1974 yılında Tobe Hooper’ın yönettiği bu film, bir açılış sahnesiyle seyircisini hemen karanlığa çeker. Muerto County’deki bir mezarlıkta, kimliği belirsiz biri çalınan cesetlerden ürkütücü bir düzenleme yapar; gün ışıdığında bu sahneye rastlayan biri bu görüntüyle baş başa kalır. Hooper bu başlangıçla hemen bir mesaj iletir: bu filmde konforlu hiçbir yer yoktur.

Beş genç — Sally Hardesty, tekerlekli sandalyedeki kardeşi Franklin, Jerry, Kirk ve Pam — Teksas’ın kırsal yollarında bir yolculuğa çıkar. Amaçları Sally ve Franklin’in büyükbabasının mezarını ziyaret etmektir. Yolda karşılaştıkları tuhaf otostopçu (Edwin Neal), filmin özenle inşa ettiği gerilime ilk somut kıvılcımı katar; onu araçtan atmak zorunda kaldıklarında bile tehlikenin geride kaldığı hissi oluşmaz. Bir süre sonra terk edilmiş bir eve uğradıklarında, gerçekten ne kadar tehlikeli bir ailenin topraklarında olduklarını anlamak için çok geç kalacaklardır.

YouTube video

Hooper’ın kamerası, gerçekçiliği korku anlatısının merkezine yerleştiren belgesel tarzı bir titizlikle çalışır. Aynı güneşin bitmeyen ağırlığı, Teksas bozkırının sıcağı ve ıssız yollar, bir dekorasyon işlevi görmez — bunlar birer baskı aracıdır. Film, 140.000 doların altında bir bütçeyle çekilmiş olmasına rağmen bu kısıtlılık onu daha güçlü kılar; görüntüler ne fazla cilalanmış ne de sahte görünür. Seyirci kamera kurgusunun ona güvence verdiğini hissetmez; aksine kamera da seyirciyle birlikte tedirginleşir gibi görünür.

Marilyn Burns, Sally rolünde son derece güçlü bir performans sergilemektedir. Başlangıçta sıradan bir genç olarak gördüğümüz Sally, filmin ilerleyen bölümlerinde bütün bir insanlık iradesini temsil eder hale gelir. Burns, karakterin korkusunu ve direncini aynı anda taşıyabilmekte, seyirciye yalnızca acı veren bir an sunmak yerine onu tam anlamıyla bu tecrübenin içine çekmektedir. Gunnar Hansen’in canlandırdığı Leatherface ise salt bir canavarın ötesinde bir figürdür. Maskesinin ardında anlaşılmaz, ancak tamamen kendi içinde tutarlı bir mantık yatar; bu belirsizlik, herhangi bir açıklama yapılmış olsaydı asla yakalanamamayacak bir dehşet yaratır.

Filmin asıl başarısı, korkuyu hiçbir zaman estetize etmemesinde yatar. Pek çok korku filminin aksine, Teksas Katliamı şiddeti gösteriş için değil boğuculuk için kullanır. Ses tasarımı bu açıdan özellikle dikkat çekicidir: motor uğultusu ve zincir dişlerin gıcırtısı seyircinin zihninde sahneler çoktan bitmiş olsa bile çınlamaya devam eder. Müzik bile zaman zaman bir güvence olmaktan çıkıp bir tehdit aracına dönüşür. Filmde kasıtlı olarak sınırlı tutulan şiddet miktarına rağmen MPAA filmi R derecelendirmesiyle sınıflandırmış, film bazı ülkelerde yasaklanmış ve pek çok sinema şikâyetler üzerine gösterimi durdurmuştur.

Çıktığında eleştirmenler arasında karma tepkilere yol açan film, zamanla türünün tartışmasız referans noktalarından biri haline geldi. Hooper bu filmle korku sinemasının sonraki on yıllarını şekillendirecek birkaç kalıbı neredeyse kazara icat etmiş gibidir: büyük ve maskeli katil figürü, elektrikli alet silahları ve sağ kalan son kadın karakter. Bu unsurlar bugün o kadar sıradan gelir ki onların bir yerden gelmesi gerektiğini unutmak kolaydır. Teksas Katliamı tam da bu kökendir. Pek çok film onu taklit etmiştir; hiçbiri o boğucu yakınlığı tam olarak yakalayamamıştır.

Oyuncular

Fotoğraflar: The Movie Database (TMDB)

Etiketler: , , , , ,

Bizi Google'a ekleyin

Tartışma

S kadar yorum var.