Film İncelemeleri

The Batman, Kara Şövalye’yi sonunda dedektif olarak ele alıyor; kara film havası çoğunlukla karşılığını buluyor

Martha O'Hara
Bizi Google'a ekleyin

Punch Drunk Critics’in aktardığına göre, bu Gotham’da Yarasa Sinyali gökyüzünde belirdiği anda küçük çaplı suçlular ortadan kayboluyor; bu da Batman’in burada görülmeden çok önce korku saldığını anlatıyor. The Batman, süper kahraman filminden ziyade, yolsuzluk ve ayrıcalıkların parçaladığı bir şehirde geçen polisiye bir gizem ve suç gerilimi gibi ilerliyor. Daha önce Dawn of the Planet of the Apes ve War for the Planet of the Apes filmlerini çeken Reeves, suçla mücadelesinde ikinci yılını yaşayan bir kahraman sunuyor. Batman hâlâ insandan çok bir efsane; yeraltı dünyasının korktuğu, polislerin büyük bölümünün ise güvenmediği, fiziksel varlığıyla ağırlığını hissettiren bir figür.

Punch Drunk Critics ayrıca filmin, Bruce Wayne’in anne babasının öldürülmesine dair başka bir geri dönüş sahnesini önümüze koymadığına dikkat çekiyor; başka uyarlamalar bu sahneyi bize tekrar tekrar izletmişti. Reeves, bu kaybın geride bıraktıklarından yola çıkıyor: Thomas Wayne’in belediye başkanlığı hayali ve iddialı Wayne Yenileme Projesi yerle bir olmuş. Film Colossus, yenilenmeyi filmin başlıca teması olarak yorumluyor; başarısız projenin adı düşünülünce buna katılmamak zor. Aynı değerlendirme, Bruce’un Batman olma nedenlerinin başlangıçta intikam arzusuna dayandığını ve bunun hikâyeye gelişebileceği bir yön kazandırdığını belirtiyor. Polisler arasında Punch Drunk Critics’e göre kostümlü figüre güvenen tek kişi, Jeffrey Wright’ın canlandırdığı Teğmen James Gordon. The Holy Goof ise Batman’in polise karşı değil, polisle birlikte çalışmasını; memurlar bundan rahatsızlık duysa bile bu işbirliğinin sürmesini beğeniyor.

YouTube video

Filmi sırtlayan Robert Pattinson. The Guardian, onu siyah takım elbisesi içinde ince yapılı ve gösteriş meraklısı, koyu saçları yüzüne düşen, zarifçe tükenmiş bir rock yıldızı münzevisi olarak tarif ediyor. Kostümünü giydiğindeyse aynı adam sihirli bir biçimde üç katına çıkıyor; bütün varlığı, taş kesilmiş bir ifadesizliğe dönüşerek silaha çevriliyor. Performans, bu iki görüntü arasındaki mesafede hayat buluyor: Kostümsüzken varlığı neredeyse hissedilmeyen bir adam ve kukuletayı taktığında kadrajı dolduran bir figür. Punch Drunk Critics daha da ileri giderek onun Gotham’ın en büyük dedektifini canlandırışını gerçekten olağanüstü buluyor. Eleştirmen, filmin ortalarına doğru bir arkadaşına filmin inanılmaz derecede iyi olduğunu söylediğini, arkadaşının da daha 90 dakika kaldığını hatırlattığını anlatıyor. Buna rağmen filmin bu kadar uzun sürdüğünü hiç hissetmediğini söylüyor. The Guardian ise aksine filmi gereğinden uzun buluyor; bu iki yorum, filme yönelik görüşlerin ayrıştığı hattı ortaya koyuyor.

Reeves’in cesaretini asıl gösterdiği nokta Riddler. Paul Dano’nun canlandırdığı katilin, Jim Carrey’nin neon yeşili takım elbisesi ve turuncu saçlarıyla hiçbir ilgisi yok. Punch Drunk Critics’in ifadesiyle, ortada ne komik bir şapka ne de çocuk şarkılarını andıran tekerlemeler var; erken bir sahnede gölgelerin arasına saklanıp Belediye Başkanı’nı vahşice döverek öldürüyor. Bu eleştirmen onu bir David Fincher filmindeki seri katile benzetirken The Guardian, Saw’u akla getiriyor ve karakterin sosyal medyada sık sık boy gösterirken kauçuk bir fetiş maskesi taktığını ekliyor. Riddler, Belediye Başkanı Don Mitchell ve Peter Sarsgaard’ın canlandırdığı bölge savcısı Gil Colson da dâhil olmak üzere, Gotham’ın yozlaşmış düzeninin temsilcilerini teker teker öldürmeye koyuluyor. Öfkesi, uyuşturucu satıcısı Sal Maroni’yi saf dışı bırakmakla övünen siyasi sınıfa yöneliyor; o sırada drops adlı yeni bir uyuşturucu şehirde yayılırken kolluk kuvvetleri olup bitene göz yumuyor. Bu hınç, cinayetlere hedef kazandırıyor. Yalnızca Batman’in görmesi için ipuçları bırakıyor ve Punch Drunk Critics, ortaya çıkan mücadeleyi katilin birkaç adım önde olduğu zihinsel bir düello olarak tanımlıyor.

Filmin sendelediği yer de bu düello. The Guardian’ın yorumu net: Riddler’ın bilmeceleri ne özellikle zekice ne de hikâye açısından kayda değer. Film bir süre belediye yönetimindeki yolsuzluklara dair bir gizem ve tatmin edici bir çözüme bağlanan bir ifşa vaat ediyor; ancak aynı eleştirmen, ardından gelenleri kahramanın varoluşsal krizini çekingen biçimde geçiştiren, epey güçsüz bir final olarak nitelendiriyor. The Guardian’ın yakındığı yorucu üçüncü perde bu; filmin açılışında eleştirilerin hedefi olan noktalar da tonu, süresi ve son bölümüydü. Bu itirazın haklı bir yanı var. Soruşturmanın ağır ağır ilerleyen sürecine bu kadar zaman ayıran bir film, finalde ağırlığı olan bir cevap sunmalı. O cevabın motoru olması gereken bilmecelerse sonuçta süs işlevi görüyor.

Teknik beceri ise ayrı bir konu. The Guardian, filmi güçlü set parçalarına ve karanlığın içinden üzerinize gelen, sarsıcı ve göğüs kafesinizi titreten darbelere sahip, tasarımı son derece etkileyici ve görsel açıdan olağanüstü bir yapım olarak tanımlıyor. Görüntü yönetmeni Greig Fraser, Industrial Light & Magic’in StageCraft sanal prodüksiyon teknolojisini kullandı; filmde 1.500’ü aşkın görsel efekt planı bulunuyor. Michael Giacchino’nun bestelediği müzikler de görüntü yönetimiyle birlikte eleştirmenlerden övgü aldı. The Guardian, Batman’i beyazperdede hayal edilebilir kılan acımasız ve kasvetli Gotham’ın öncülüğünü Christopher Nolan’a veriyor; Reeves ise o dünyayı tekrarlamak yerine üzerine yeni bir şey inşa ediyor. Punch Drunk Critics’in yazdığı gibi, onun Gotham’ında umutsuzluk şehrin sakinlerinin kemiklerine kadar işliyor; kahramanlar bile yaptıklarının boşuna olduğunu kabulleniyor. Batman Gotham halkı için savaşsa da şansının ne kadar düşük olduğunun farkında.

Yardımcı oyuncu kadrosu da görevini yerine getiriyor. The Guardian, Wright ve suç patronu Carmine Falcone’yi canlandıran John Turturro’nun gösterişsiz ama iyi performanslar sergilediğini düşünüyor; Zoë Kravitz’in süper gücünün ise karizma olduğunu söylüyor. Selina Kyle, Bruce’un suç ortağı ve The Holy Goof’un da belirttiği gibi en az onun kadar kusurlu; bu sayede ikili, kusursuz bir kahraman ve yardımcısı gibi görünmüyor. Punch Drunk Critics’in sözleriyle Colin Farrell, şehri ele geçiren gangsterlerden biri olan Penguen rolünde tanınmayacak hâlde. The Holy Goof en ileri noktaya giderek, daha önce pek çok güçlü Alfred yorumu yapılmış olmasına ve Michael Caine’i de anmasına rağmen, Andy Serkis’i en iyi Alfred ilan ediyor. Ben onu o kadar yukarı koymazdım; ama Caine’in ardından gelip yine de fark edilen yeni bir Alfred, görevini yapmış demektir.

Yapım süreci, tamamlanmış filme de yansıyor. Bir Batman filmi, başrolde Ben Affleck’in yer alacağı duyurusuyla Ekim 2014’te gündeme geldi; Affleck Ocak 2017’de projeden çekildi. Ertesi ay görevi Reeves devraldı, DC Extended Universe bağlantılarını kaldırdı ve kanunsuzluk kariyerinin daha başlarında olan genç bir Batman’i tercih etti. Alfred Hitchcock filmlerinden, New Hollywood döneminden ve Year One, The Long Halloween ile Ego gibi çizgi romanlardan esinlendi. Çekimler Ocak 2020’den Mart 2021’e kadar sürdü; pandemi nedeniyle aylar kaybedildi. Birleşik Krallık’ın İngiltere ve İskoçya bölgelerinde, ayrıca Warner Bros. Studios Leavesden’ın ses sahnelerinde gerçekleştirildi. Havai fişekler yerine dedektiflik çalışmalarına odaklanılması ve Gotham’ın çürümüşlüğünü Bruce’un ailesinin geçmişine bağlayan bir hikâye anlatılması, doğrudan bu yaratıcı tercihlerden kaynaklanıyor.

Filmi çok sayıda izleyici sinemalarda gördü. 185 ila 200 milyon dolarlık bütçesine karşılık dünya çapında 772 milyon doların üzerinde hasılat elde etti ve Warner Bros.’un pandemi döneminde en çok kazandıran filmi oldu. Aynı zamanda şimdiye kadar çekilmiş en uzun süper kahraman filmlerinden biri; eleştirmenlerin gündeme getirdiği konulardan biri de çalışma süresi. Devam filmi The Batman: Part II’nin 18 Şubat 2028’de gösterime girmesi planlanıyor. Farrell’ın başrolünde olduğu Penguen yan dizisi ise 2024’ün sonlarında HBO’da yayımlandı.

Eksikleri belirgin: uzun süresi, olay örgüsüne pek katkı sunmayan bilmeceleri ve kahramanını kolayca aklayan finali. Bunlar gerçek sorunlar ve filmin en üst sıraya yerleşmesini engelliyor. Öte yanda ise bir suç hikâyesi olarak anlatılan bir suç hikâyesi var: bir kurban, bir saik ve suçu kurumların da paylaştığı bir şehir. IGN Latinoamérica, The Dark Knight’ı Batman filmlerinin tek ölçütü saymaktan vazgeçme zamanının geldiğini savunuyor; bu bağlılığın türü keşfetmenin başka yollarını kapattığını söylüyor. Reeves’in filmi de bu savı destekliyor. Nolan’la onun kendi sahasında rekabet etmek yerine karakteri, Punch Drunk Critics’in tarif ettiği Gotham’ın daha karanlık ve sessiz köşesine taşıyor; en iyi işini de tam orada çıkarıyor.

Oyuncular

Fotoğraflar: The Movie Database (TMDB)

Etiketler: , , , , ,

Bizi Google'a ekleyin

Tartışma

0 yorum var.